Artık hiçbir hocamdan ‘dışarı çık’ sözünü duymadan okula gitmek istiyorum
Yeter her sabah “bugün neler olacak?” korkusuyla evden çıktığım. Her yoklamada kalp sektesinden gitme noktasına geldiğim. Yeter artık görmezlikten gelindiğim. Ben varım, buradayım, burada olacağım. Arkadaşlarım bile yok sayıyorlar ya... En dokunanı bu. Hoca “bak bakalım dışarıda bekleyen var mı?” demişti sınıftan bir arkadaşa bir keresinde. Kapının hemen dışındaydım. Konuştuklarını kelimesi kelimesine duyacak kadar yakın. İçeride olmam gerekirken dışarıda beklemek zorunda bırakılmıştım. Arkadaş kapıyı açtı ve “Hayır hocam, hiç kimse yok!” dedi. Bu unutulur mu sanıyorsunuz?
Artık okuluma gitmek istiyorum. Ama bu sefer hiçbir hocamdan “dışarı çık” sözünü duymadan. Yeter artık kalbimin güm-gümlerini dinlediğim. Beyaz önlüğümü miting meydanlarında değil, cerrahi, ortopedi, üroloji kliniklerinde giymek, arkadaşlarımla hasta muayenesine katılmak istiyorum. Yeter artık her sabah “bugün neler olacak?” korkusuyla evden çıktığım. Her yoklamada kalp sektesinden gitme noktasına geldiğim. Beni sınıftan çıkarırken kabalaşan, bağırıp çağıran hoca, diğer öğrencilerle nasıl hoş sohbet bir bilseniz! Çaylar geliyor her sabah 7 tane. Ben dışarıdayım. Kapının tam önünde. Hücum eden gözyaşlarıma bu kaçıncı engel oluşum? Hayır! Tek bir damlası bile yenilgi olurdu. Ve yenilmedim. Daha sonra gözyaşlarıma engel olmama bile gerek kalmamıştı. İstesem de akmıyorlardı...
Bir seminer odası... Vizitten sonra gözlemler ve teşhisler tartışılıyor... Ben de gittim. Her zamanki muamele… O “çık” diyor, ben çıkmıyorum. Bu arada telefonu kaldırdı ve yedi çay ısmarladı. Çıkmam için mazeretleri sıralamaya başladı. Sadece sohbet ediyormuş öğrencilerle, aslında ders falan yapmıyorlarmış, yeni bir şey anlatmayacakmış. İyi ya katılmama engel olan ne? Çaycı geldi. En başta olmama rağmen beni atladı, bir sonrakine geçti ve son bardağı asistana verdi. Ben orada kalakaldım. Kaç kez ve kimler tarafından yok sayılıyordum? Yeter artık! Görün beni!
Kaç gecemin kâbusu olmuştur, kaç kez çınlamıştır kulaklarımda o ses: “Sen benim öğrencim değilsin!”. Hiç unutamam ameliyatına girdiğim gün o hocanın bana bakan gözlerini. Bir ben bilirim o gözlerdeki mânâyı. Diğer öğrencileri ameliyathane kantinine götürürken benim orada kalakalışım hangi kelimelerle ifade edilebilir?
Arkadaşlarımın kaçıncı yalanına tanık oldum, nerede ders yapılacağını benden gizlerken? Kaç kez atlattılar beni derslerine engel olmamam için? Hiç kimse kaçmamıştır sizden öyle. Sevgi dolu bir yüreğim vardı daha beş ay önce, güven dolu... Tüm insanlardan nefretim ve yılmışlığım sonsuz bugün. Çok değer verdiğim bir hocamın bile “Siz bir sürü iş bilmez hep bir araya mı toplandınız?” sözlerini hafızamdan kazısanız da çıkmaz. Oysa bir grup arkadaşımla uğraşıyorduk, dayanma gücümüzü son noktasına kadar zorlayarak. Bir daha uğramadım hiç yanına, kırılmıştım çünkü...
Uzun zaman geçti bu olayların üzerinden. Silinmez harflerle yazıldı hepsi bir bir hafıza defterime. Yaşadığım sürece unutmayacağım, korkarım. Hatırladıkça nefretim artacak, daha bir öfkeyle bakacağım onlara, bana hayatı zehir eden insanlara. Beni bu hale getiren, duygu dünyamı alt üst eden ve bu yaşta hayata gözlerimi çevirdiğimde tek gördüğüm şeyin kopkoyu bir karanlık olmasına neden olanlara... Çok yanılmışım; insanları böyle bilmezdim ben. Geç fark ettim insanların bir ikinci yüzü daha olduğunu.
Sanıyorlar ki okuldan atmakla tehdit ettiklerinde başımı açacağım. “Aman ne olur bana ceza vermeyin, beni affedin. Bundan sonra başımı açar, kılık kıyafetime dikkat ederim” diyeceğimi sanıyorlar. Oysa okul benim gözümde o kadar farklılaştı ki artık. İnsanlar da öyle... Bir yanda insanlardan uzaklaşışım, diğer yanda okuldan soğuyuşum. Her şeye elveda demeye başlar gibiyim. Cerrahpaşa, İstanbul, umutlarım, yarınlarım... Her şey donuk birer hayalden ibaret artık gözümde… Sonu yok biliyorum. Eninde sonunda okuldan atacaklar. Şimdi olmasa bile en fazla bir iki soruşturmalık ömrüm kaldığını biliyorum. Arkadaşlar arasında en katı ve tavizsiz beni bulmuş bay soruşturmacı.
Üroloji stajım başladığında da yalnızdım. Herşey olmuştum: militan, mürteci, kuş beyinli... Ama ilk defa ‘Don Kişot’ oldum. Hocanın çıkmam için uyarmasına rağmen derste oturmaya devam etmiştim. İsmim bir kez daha disiplin kuruluna gidebilir ve ben de bir çırpıda okuldan atılabilirdim. İki örtülü arkadaşımın hocanın ilk çık uyarısıyla dışarı çıkarken, ‘Don Kişot!’ diyen seslerin hala kulaklarımda çınlıyor. Oysa biz gücümüze sayımızdan değil, senden alıyoruz Allah’ım. En başından beri dayanağım bu. “Çok azsınız, sizi yerler” bile dendi bize. Ama ben inanıyorum ki Rabbim melekleriyle bizi destekliyor.
N. P. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 4. Sınıf•
Menu
AKDER Hesap Numarası
Türkiye İŞ Bankası-YTL,
Fındıkzade Şubesi
4543-10680866610








