Başörtülü Bir Üniversite Öğrencisiyim
Merhaba ben Sümeyye. ..
Başörtülü bir üniversite öğrencisiyim.. .
Onların sesini büyük mahkeme kararları boğdu, rektör demeçleri, buz gibi soğuk pek iri cümleler. Artık biraz sessizlik lütfen. Şimdi Sümeyye konuşuyor...
Dedim ya, ben Sümeyye. Başörtülü bir üniversite öğrencisiyim. Bugün, bu insani meseleyi hiç başörtüsü sorunuyla karşılaşmamış erkeklerin, başörtüsünü diline dolamış politikacıları n, bizler hakkında hiçbir şey bilmediği halde sürekli ahkam kesen kadınların, ‘açıverirsin canım, ne var’ anlayışıyla bize yaklaşan tüm insanların ağzından almak ve konuşmak istiyorum. Elinizi kalbinize götürün, derince bir nefes alın ve okuyun lütfen!
Günlük hayatımın nasıl geçtiğini, bu yasağın bende nasıl etkiler bıraktığını size anlatacağım. İki hafta önce Galatasaray Lisesi önünde ben ve arkadaşlarım Anayasa Mahkemesinin darbe hükmündeki kararını protesto etmek için toplandık. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olarak düzenlediğimiz bu eylemde bizleri destekleyen pek çok sivil toplum örgütü, böyle bir yasağın olduğu bir ülkede yaşamaktan rahatsız olan başörtülü, başörtüsüz, inançlı, inançsız bir çok kadın ve erkek de vardı.
Eylem sürecinde bile ‘sorun’ her an karşımıza çıkan görünmez bir duvar gibi bizi yıpratmaya devam etti. Bu görünmez duvarın nasıl bir şey olduğunu anlamanız için ayrıntılara, günlük hayatın pratiklerinde ne yollarla karşımıza çıktığına bakmanız gerekiyor. Kamusal alanda
n içeri giren ve çıkan başörtüsünün içinde bir yüz de olduğunu unutmadan, o yüzlerin farklılıklarını, onların sevinçlerini, korkularını farketmek gerekiyor. Bu yüzden kendi hayatımdan ve arkadaşlarımın yaşadıklarından bazı örnekler vermek istiyorum.
Kırmızı çizgilerimiz
Hocalarım ve arkadaşlarımla eylemin toplantısını yapmak üzere okulun dışında bir mekán seçtik. Böyle bir zamanda okula girip giremeyeceğimizi bilmediğimizden, bunu denemeye çalışmanın stresini kaldıramayacaktı k. O gün okulun film merkezinden ödünç aldığım bir filmi iade etmek üzere okula girmem gerekiyordu. Fakat okula girmeyi denemektense başörtülü olmayan bir arkadaşımdan benim için filmi bırakmasını istedim. Benim ülke içinde kırmızı çizgilerim var. Girebildiğim ve giremediğim mekánlar. Üstelik arkadaşlarımın girebildiği mekánlar bunlar. Kendimi nasıl hissettiğimi tahmin edebilir misiniz?
Bu hafta final haftamızdı. Okula girip giremeyeceğimi düşünürken bir yandan da ders çalışıyordum. Genelde otobüste okula yaklaştıkça okula girip giremeyeceğimi, bu sefer güvenliğe nasıl davranacağımı kelimesi kelimesine düşünürken, kafamda diyaloglar canlandırırken bulurum kendimi. Otobüste ders çalıştığım bazı zamanlar, sınav stresiyle başörtüsü yasağını unutuyorum. Ama okulun kapısının da görüldüğü son durağa yaklaşırken mutlaka giriş kapısına bakıyorum. Kapıda güvenlik görevlisi var mı, kaç kişiler, içeriye başörtülü kimse giriyor mu, yoksa doğrudan kabine girip başörtülerini mi çıkarıyorlar? Bu küçük gözlemi yaptıktan sonra kapıya doğru ilerlerken derin bir nefes alıyorum.
‘Güvenlikli’ bir araf
Bizim kabinden de bahsedeyim size. Hemen giriş kapısının yanında yeşil küçük bir kabinimiz var. Orası başörtülü kadınlarla, başörtüsünü gizlemiş kadınlar arasında bir araf. İçeri başörtülü girip, içerden başörtüsüz çıkılan bir cehennem kapısı.
İçeride yaşanılanlar da azımsanamayacak kadar ilginç. Siz de tahmin edersiniz, güvenlik ve yasak muhabbetinin sıklıkla yapıldığı bir yer burası. ‘Güvenlik bana bağırdı. / Bana bağırmadı, çünkü ben hemen kabine girdim. / Başörtümü burada bıraksam kimse bir şey yapar mı? / Kim bir şey yapacak kızım, buraya gelen de başörtülü giden de. / Birkaç fazla şapka getirdim ben, şapkasını unutan buradan alsın. / İyi yapmışsın. / Burayı da bir temizlemek lazım örümcek ağları kaplamış tavanı. / Öf hadi çıkalım artık buradan, zaten derse geç kalıcaz.’
Ve hayatın ikinci kısmına geçeriz bu kabinden.
Tabi, üniversite kapısında kostüm değiştirmek için bir kabini olan ender üniversitelerden biri bizimki. Herkes bu kadar şanslı değil. Şans mı dedim? Evet şans dedim. Bu yaşadıklarımıza şans diyebildiğim garip bir ülke burası. Asıl ve olmak istediği kimliğini kapıda bırakıp, o yabancı ve iğreti kostümü giyerken; kamuya, kameralara, arkadaşlarının ilgi dolu bakışlarına maruz kalmak var bir de. Anlıyorsunuz değil mi?
Öss'ye çalışırken bütün bir yıl sınava giremeyeceğimi, çalışmanın bir anlamı olmadığını, ani bir kararla başımı açmaya mı karar vereceğimi, yoksa mucizevi bir şekilde sınava başımı açmadan girmenin bir yolunu mu bulacağımı düşündüm durdum. Öss günü için bir arkadaşım da saçlarını kazıtmış. Benim kel kafamı görsünler de içleri açılsın, her halde saçlarımı kazıtmamı da yasaklayacak değiller diyerek. Bütün kız kardeşleri de onun protestosuna katılmış, sınava girmeyecekleri halde onlar da destek olmak için saçlarını kazıtmış, hepsi sıfır numara saçlarla dolaşıyorlarmış evde hala. Bir arkadaşım da İstanbul üniversitesinde 26 dakika başörtülü kalarak İstanbul Üniversitesinde başörtülü bir halde en uzun süre kalan kişi olmuş. Şimdilik daha uzunu yok. Onu dışarı çıkarmak için gelen çevik kuvvetin komutanı sen ne yaptığını zannediyorsun diye bağırınca, ben bir genç kızım benimle sen diye konuşamazsın deyivermiş. Bunu bana anlatırken, o anda nasıl çıkmış bu cümle ağzından hala şaşırıyordu. Bu sene sınava girecek bir arkadaşım benden taktik isterken aklıma daha önce başka bir arkadaşın uyguladığı bir yöntem geldi, anlattım. Arkadaş Hiphop'çı kılığında girmiş okula. Bol paça pantolon ve burnuna kadar kapşonla. Kimse anlamamış başörtülü olduğunu sınıfa girereken, ama sınıfta kimlik kontrolü yapılırken başörtülü kimliği görünce bu niyetle kapşon takamazsın çıkar onu başından deyip sınavını iptal etmekle tehdit etmişler. Bu sene de diğer arkadaş denemeye karar verdi bu yöntemi. Biri de rapor alıp başını sargı beziyle sarmış. Her tarafını bir güzel örtmüş. Daha da aç diyemesinler diye. Neler neler… Ekleme ihtiyacı duyuyorum, tüm bunlar bir kamera şakası veya film senaryosu değil.
Bu halk neden susuyor? Susmamaya çağırıyorum sizi, hepinizi! Tüm bunlar çok anlamsız. Ve biz de söylemeliyiz bunu sesimiz çıktığı kadar. Şaka gibi herşey bu ülkede! Avrupa'ya yenildikten sonra darbeler ve tehditlerle korkutulmuş küçük bir çocuk gibi bu ülkenin halkı. Yediği tokatların izi daha silinmemiş yüzünden. Ne yapsa azar işitmiş. Bu devletin az sayıda öz çocuğuna karşılık, bol miktarda üvey evladı olduğunu, her fırsatta bunlara dayak attığını unutmamak lazım. Peki biz gençler bu politik hastalıklarla uğraşmak zorunda mıyız? Ben doğduğumda da vardı başörtüsü sorunu. Hala var! Yeter artık!
Biz artık, eşit muamele istiyoruz! Biz bu ülkenin gençleri olarak bu düzenden memnun değiliz, burada bir adalet olduğuna inanmıyoruz ve farklı bir gelecek, farklı bir yaşam istiyoruz! Bu, hakkımızda konuşmakta olan herkese karşı başörtülü bir kızın manifestosudur!
30 Haziran 2008 Pazartesi, 00:00 AÇIK GÖRÜŞ STAR
Menu
AKDER Hesap Numarası
Türkiye İŞ Bankası-YTL,
Fındıkzade Şubesi
4543-10680866610








