TOPLUMSAL CİNSİYET, EŞİTLİK & BAŞÖRTÜSÜ YASAKLARI:
Türkiye’de Kadınların İstatistikî Verilere Göre Durumu
Ve Başörtüsü Yasaklarının Toplumsal Cinsiyet Haritasına Etkisi
Temmuz 2010
ÖZET
Kadın hakları, modernizm, insan hakları ve demokrasiden en çok bahsedildiği içinde bulunduğumuz dönemde Türkiye’de son on iki senenin en çok konuşulan konusu başörtülü kadınların yüksek öğretim kurumlarına girip giremeyeceğidir. Bu durum ABD Anayasa Mahkemesi üyesi Yargıç Brandeis’in 1927 tarihli bir kararında yazdığı “İnsanoğlu cadılardan korktu ancak kadınları yaktı.” ifadelerini hatırlatmaktadır. Otoriter mercilerce kamusal alanda görünür olması makbul olmayan kadınların toplum, siyaset, hukuk ve eğitim alanında var olma talepleri türlü gerekçelerle kısıtlanırken, başörtülü kadınlar da kıyafetleri gerekçe gösterilerek bu alanın dışına itilmektedirler. Başörtüsü üzerinden yapılan tartışmalar, mevcut kadın sorunlarının görmezden gelinmesi ve bu konuda da somut adımlar atılmaması ile sonuçlanmaktadır.
Bu rapor başörtüsü yasağının kadın hakları gelişimine olumsuz etkisini somut araştırmalar ışığında ortaya koyarken, aynı zamanda Türkiye’deki genel kadın sorunlarının istatistikî verilere göre bir haritasını çıkarmayı hedeflemektedir. Elinizdeki raporda kadınların eğitim, istihdam, siyasi temsil, şiddet, kırsal kesim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal hayattaki problemleri ortaya koyulmuştur. Akabinde başını örten kadınlara karşı gerçekleşen muamelenin kadın sorunları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuç ve değerlendirme bölümünde kadın sorunlarının çözümüne yönelik kanaatlerimize yer verilmiştir.
İÇİNDEKİLER
TÜRKİYE’DEKİ KADINLARIN GENEL SORUNLARININ TESPİTİ
1. Eğitim ve Öğretim
a. Eğitim ve Öğretim Alanında Kadın
b. Başörtüsü Yasağının Kadınların Eğitim Oranı Üzerindeki Etkileri
2. İstihdam
a. Kadın İstihdamı
b. Başörtüsü Yasağının İş Yaşamındaki Kadınlar Üzerindeki Olumsuz Etkileri
3. Siyaset ve Karar Mekanizmalarına Katılım
a. Siyasi Temsilde Kadın ve Karar Mekanizmalarına Katılım
b. Başörtülü Kadınların Siyasi Temsili
4. Sağlık ve Sosyal Güvenlik
a. Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alanında Kadın
b. Başörtüsü Yasağının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alanındaki Olumsuz Etkileri
EK 1: Başörtüsü Yasağının Kırsal Kesimdeki Kadınlar üzerindeki Olumsuz Etkileri
EK 2: Başörtüsü Yasağının Gündelik Hayattaki Olumsuz Etkileri
EK 3: Yasakla ilgili istatistikî Veri Elde Edilmesindeki Zorluklar
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
KAYNAKÇA
KISALTMALAR
- AB :Avrupa Birliği
- AGİT / OECD :Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
- AİHM :Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
- AİHS :Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
- AMNESTY : Uluslararası Af Örgütü
- AYMKD :Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi
- BM :Birleşmiş Milletler
- ICESCR :BM Ekonomik-Sosyal-Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi
- ESCR :BM Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi
- CEDAW :Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi
- CEDAW :Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme
- Dr. :Doktor
- E. :Esas
- HAZAR : Hazar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği
- HRW : İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch)
- İHK :İnsan Hakları Komitesi
- KSGM : Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü
- K : Karar no
- LTD :Liberal Düşünce Topluluğu
- MAZLUMDER :İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği MAZLUMDER
- MGK :Milli Güvenlik Kurulu
- MEM :Milli Eğitim Müdürlüğü
- Prg :Paragraf
- Prof :Profesör
- RG :Resmi Gazete
- S. :Sayı
- s. :Sayfa
- TESEV :Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı
- TSK :Türk Silahlı Kuvvetleri
- T. : Tarih
- Y. :Yıl
- YÖK :Yüksek Öğrenim Kurumu
-
TÜRKİYE’DEKİ KADINLARIN GENEL SORUNLARININ TESPİTİ
Türkiye, 1985 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme’yi imzaladığında, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın sonlandırılması ve sözleşmede tanınan sosyal, siyasal ve hukuki hakların tam olarak gerçekleştirilmesini amaçlayan gerekli her türlü tedbiri almayı taahhüt etmiştir. Türkiye’de kadın erkek eşitliğini sağlamak üzere 2002 yılı sonrası süreçte yasalardaki kadınlarla ilgili pek çok madde revize edilmiştir. 2004 yılında “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” ifadesini Anayasa’ya eklemiştir. Gelinen son noktada 2007 sonrası AB İlerleme Raporlarında ifade edildiği üzere, Türkiye’de cinsiyet eşitliğini teminat altına alan yasal çerçeve mevcuttur. Ancak istatistiklere yansıyan rakamlar sözleşme ve yasalarda yazılı olarak güvence altına alınan hakların fiilen uygulama alanı bulmadığını göstermektedir.
Ekonomik katılım ve fırsatlar, eğitim düzeyi, sağlık ve siyasi güç açısından kadın ve erkek arasındaki fark Türkiye’de belirgin düzeydedir. Gayrisafi yurt içi hâsılaya göre dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahip olan Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun gerçekleştirdiği 2009 yılı Dünya Cinsiyet Haritası indeksinde toplam 134 ülke arasında 129. sırada gelmektedir.
İstatistikler ve kadınların eğitim, çalışma ve siyasal yaşama katılımların düşüklüğü, devletin pratik yaşamda kadınların siyasal, ekonomik ve kültürel alanlara katılımını sağlamak için tedbir alma yükümlülüğünü yerine getirmediğinin kanıtıdır. Başörtülü kadınların haklarını kullanmasına izin verilmemesi de mevcut sorunların çözülmesini güçleştirmektedir.
Türkiye’de kadının durumu ile ilgili kesin ve yeterli veri bulunmadığı gibi, eldeki veriler de kadınların durumu, rolleri ve haklarıyla ilgili problemleri bütünüyle kapsayıcı nitelikte değildir.” Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak KSGM dahi istatistiksel veri üretiminde boşluklar bulunduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda, resmi ve özel, yerel ve uluslararası raporlar birlikte değerlendirilmiş ve 2010 yılında rakamlar güncellenmiştir.
1. Eğitim ve Öğretim
a. Eğitim ve Öğretim Alanında Kadın
Eğitim alanında tüm dünyada hızlı gelişmeler yaşanmaktadır. Buna rağmen, dünyanın pek çok bölgesinde kadınların eğitimi konusu halen sorunludur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde temel eğitimi yaygınlaştırma çabalarına rağmen, kadınlar erkeklerden daha az eğitilmekte, yaşam standartlarını yükseltecek, sosyal ve ekonomik değişikliklere uyum sağlamalarına yardımcı olabilecek bilgi ve deneyimlere erişememektedirler.
Türkiye’de kadınlarda okur-yazarlık oranı 2006-2007 yılı itibariyle 87,93’dur. Hâlbuki bu oran erkeklerde %99.21’dir. 2010 yılı itibarıyla da kadınların eğitime erişimi AB’ye üye ülkeler ve AGİT ülkeleri arasında en düşük seviyede bulunmaktadır. Nitekim Dünya Cinsiyet Haritasına göre Türkiye kadınların eğitim oranına göre 134 ülke arasında 129. sırada gelmektedir. Hâlbuki kız çocukları için Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra temel eğitim zorunlu kılınmıştır. Türkiye taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve çekincesiz kabul ettiği uluslararası belgelerde kadın okuryazarlığını yüzde 100 olarak gerçekleştirme sözünü vermiştir. Buna karşın, nüfusun eğitilmişlik durumu ve özellikle de kadınların eğitimi, ülke kalkınmasının önündeki en büyük engellerden birisidir. Halen Türkiye'de 5 milyondan fazla kadının okuma-yazma bilmediği ve tüm çabalara karşın halen 640 bin kız çocuğu okula gitmediğini ifade eden araştırmalar bulunmaktadır. KSGM’nin ülke raporunda da ifade ettiği üzere eğitim istatistikleri, zorunlu eğitim çağındaki çocukların %10’unun okullaşamadığını, bunların nerdeyse dörtte üçünü kız çocuklarının oluşturduğunu göstermektedir. Bölgelerarası eşitsizliğin neden olduğu sorunlarla mücadele için Türkiye’de özellikle kız çocuklarının okutulması önündeki engellerin aşılması için kampanyalar düzenlenmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF, esas olarak güneydoğu ve doğu bölgesine ağırlık veren daha sonra tüm Türkiye’ye yayılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasını başlatmışlardır.
b. Başörtüsü Yasağının Kadınların Eğitim Oranı Üzerindeki Etkileri
Kadınların eğitim oranının düşük olma sebeplerinden biri, eğitim kurumlarında başı açık bulunma mecburiyetidir. Türkiye’de hangi aşamada olursa olsun başörtülü kadınların eğitim görmesine imkân yoktur. 06 Mart 1340 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği eğitim birliği zorunlu olduğundan alternatif eğitim sistemi de bulunmamaktadır. 1997’daki postmodern darbe sonrası 1998 yılında yüksek öğretim kurumlarında da başörtüsü yasaklanmıştır.
2008 yılında Türkiye’de 1.946.442 tanesi yüksek öğretim olmak üzere toplam 19.437.566 öğrenci bulunmaktadır. Başörtüsü yasağı ilahiyat fakültelerinde dahi devam etmektedir. Okul sınırları içinde başlarını örtmelerine izin verilmediği için eğitimden uzaklaşmak zorunda bırakılan kadınlar, ülkedeki eğitim düzeyine olumsuz bir oran olarak yansımaktadır. 1998 yılında yasak başladığında üniversitelerde eğitim görmekte olup, daha sonra bu nedenle okulu bırakan kişi sayısı bilinmemektedir. Aynı şekilde 2002 yılından itibaren başörtülü genç kızlar Yüksek Öğretim Giriş Sınavlarına alınmamaktadırlar. Dolayısıyla okuma potansiyeli olan kadınlar daha en baştan engellenmektedir.
Kız çocuklarının eğitimden yoksun bırakılması, aynı zamanda ekonomik bir ayrımcılık biçimi de oluşturmaktadır. Eğitim, sosyal mobiliteyi arttıran, yoksul kesimlerin sınıf değiştirmesini kolaylaştıran ve bu nedenlerle de sosyal bütünleşmeyi sağlayan bir özerklik taşımaktadır. Eğitim ve öğrenimin eşit olarak sağlanması ve herkese eşit imkanlar sunulması devletin sorumluluğundadır.
Başörtüsü yasağı, kadınların eşit eğitime ulaşamamalarına neden olmakta ve kadınların düşük eğitim seviyesine sahip olmaları ile sonuçlanmaktadır. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının da ifade ettiği üzere, dini inançları nedeniyle başörtüsü kullanan kadınların devletin eğitim kurumlarını kullanmalarının yasaklanması Türkiye’deki kronik insan hakları ihlallerinden birisidir.
2. İstihdam
a. Kadın İstihdamı
Türkiye’de erkek nüfusun iş gücüne katılma oranı %74.4 iken 2006 yılı için kadın nüfusun istihdam oranı %24,9 olup, yıllara göre azalma göstermektedir. Avrupa’da yaşayan ortalama kalifiye kadınların istihdam oranı % 49 dur. 2010 yılı itibarıyla rakamlar düşük olup Türkiye’deki kadın çalışma oranı AB ve OECD’de de en düşük oranı oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar kadınların, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olduğu şeklindedir. Türkiye’de istihdama katılan kadınların %48.5’i tarım sektöründe, %14.4’ü sanayi sektöründe, %37.1’i ise hizmetler sektöründe çalışmaktadır. İşteki durumları açısından bakıldığında 100 kadından sadece 14’ü, kendi hesabına ve işveren konumunda çalışmakta, 47’si herhangi bir ücret ya da yevmiye karşılığında çalışmakta ve 39’u ücretsiz aile işçisi olarak kalmaktadır. İş gücü piyasasına giren kadınlar daha çok kayıt dışı sektörlerde istihdam edilmektedir. Bu işler süreli ve geçici çalışmayı, sosyal güvencesizliği beraberinde getirmektedir.
Özel sektörde çalışan kadınlar ise işe alınmada erkeklerden daha az tercih edildiği gibi, en önce onlar işten çıkartılmaktadır. İş gücü piyasasına girişteki ayrımcılık kadınların ekonomik hayattaki katılımlarını azaltmaktadır. Çalışma saatlerinin katılığı, esnek istihdam olanağının azlığı, çocuklu anneler için kreş yükümlülüğünün yerine getirilmemesi bunda etken olmaktadır. 2006 verilerine göre kente göre (% 19,9) kırsal alanda daha çok kadın iş gücüne katılıyor (% 33,0) gibi görünmektedir. Ancak kırsaldaki 100 kadından 83’ü tarım kesiminde olup ve bunların %81,9’u herhangi bir ücret almaksızın ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. Ücretsiz aile işçisi konumunda olan bu kadınlar ücret almadıkları gibi, sağlık ve sosyal güvenceleri bulunmamaktadır.
Kadınların iş gücüne katılım oranlarının düşük olma sebebinin, Türkiye’deki kültürel yapı olduğu iddia edilmiştir. Ancak TESEV’in “Siyaset Üst Yönetim ve İş Yaşamına Katılamayan Kadınlar” çalışması, eğitimde olduğu gibi, kadınların iş yaşamına katılmalarında Türkiye halkının çoğunluğunun gelenek ya da muhafazakârlıktan kaynaklanan ön yargıları olmadığını ortaya çıkarmıştır. Halkın %92,2’si çalışan kadının kendisine saygısının artacağını, %87,2’si aileden zengin de olsa çalışmanın kadını daha iyi vatandaş yapacağını, % 92,2’si çalışmak isteyen her kadının çalışabilmesi gerektiğini düşünmektedir. Aynı şekilde çalışan bir kadının namusunu koruyamayacağı önermesine halkın sadece %7,6’sı katılmıştır.
Çoğunluk oluşturan görüşler, çalışan kadınlara karşı ön yargıdan çok, çalışan kadınların ev işi ve çocuk bakımı gibi geleneksel olarak kadının görevi kabul edilen yükümlülükleri ihmal edecekleri kaygısının kadın istihdamını engellediğini ortaya koymaktadır. Buna karşın kadınların aile ve iş yaşamı arasındaki dengeyi sağlayabilmek için özel çalışmalar yapılmamaktadır. Örneğin saat karşılığı çalışma, kısmi çalışma süreleri, kayan(değişen) süreli çalışma imkânları teşvik edilmemektedir.
b. Başörtüsü Yasağının İş Yaşamındaki Kadınlar Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Türkiye’de kadın istihdamın azlığının sebeplerinden bir tanesini, kamu kurumlarında ve bazı özel mesleklerde başörtüsü yasağı oluşturmaktadır. Anayasa’nın 70. Maddesi “her Türk vatandaşı kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayrım gözetilemez.” hükmünü içermektedir. Buna karşın kamu kurumlarının her aşamasında görevin niteliğine bakılmaksızın başın açık olma şartı aranmaktadır. 2008 yılı itibarıyla 2.438.239 sayıda devlet memurundan 811.668 tanesi kadındır. Kamu kesiminde kadın istihdam oranı %33 olup bu toplam istihdam içerisindeki kadın oranı olan %26 dan yüksektir. Üstelik kamu kurumlarında ücret eşitsizliği ya da işe alınmada cinsiyet ayrımcılığı söz konusu değildir. Ancak istisnalar dışında bu kadınların hiçbirinin başörtülü olmasına imkân yoktur. 1999 yılı sonrası memuriyete giriş sınavlarında başörtüsü yasağı getirilmiştir. Diyanet işleri başkanlığında görev yapacak vaizeler bile Kamu Personeli Giriş Sınavında başını açmak zorunda bırakılmaktadır. Üstelik bazı kadınlardan görev yerleri dışında başlarının açık olması beklenmektedir. Örneğin Danıştay iş dışında bile memurun başını örtmesinin cezalandırma nedeni olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle 1998–2002 dönemi arasında beş bine yakın kadın memur memuriyetten çıkartılmış, on bine yakını istifa etmek zorunda bırakılmıştır.
Hâlbuki mevzuat ya da daha önce düzen içinde senelerce çalışan olumlu siciller alan kadınlar değişmemiştir. Sadece askeri müdahale sonrası oluşturulan ortamda başörtülü kadınlara olan bakış açısı değişmiştir. Bir daha alınmamak üzere memuriyetten çıkartılan, artık hademe olarak dahi çalışamayan memurlar arasında on sekiz sene öğretmenlik yapan ve kanser tedavisi nedeniyle aldığı Sağlık Kurulu Raporunun bitmesi beklenmeden, savunması alınmadan devlet memurluğundan çıkarma cezası almış öğretmenler de bulunmaktadır.
Türkiye’de hukuki mevzuat, çalışma hakkını düzenlemekte ve ayrımcılığı yasaklamaktadır. Halkın büyük çoğunluğu eğitim ve kamu yaşamında başörtüsünün yasaklanmasına karşıdır. Yapılan araştırmalar halkın % 67.9’unun isterlerse başörtülü kadınların memur olması gerektiğini düşündüğünü göstermektedir. Buna karşın tüm alanlarda kesin bir yasak mevcuttur. Bu kural meslekleri gereği ameliyathane bonesi takmak zorunda olan başörtülü ameliyathane hemşireleri için dahi geçerlidir.
Kamu görevlisi olmayan ancak meslek odalarına kayıtlı olarak çalışan doktorlar, eczacılar, diş hekimleri gibi serbest meslek mensupları ile avukatlar ve noterler de, bağlı bulundukları birliklerin ve odaların oluşturduğu meslek kuralları nedeniyle başörtülü olarak çalışamamaktadır. Örneğin başörtülü avukatlar duruşmalara girememektedir. Baro seçimlerinde kullanılan broşürlerde yer alan başörtülü fotoğrafları için cezalandırılan avukatların akabinde oy kullanmaları cezalandırma gerekçesi olmuştur. İstanbul Barosu başörtülü avukatların adliyelere girmeleri halinde haklarında disiplin soruşturması açılacağına ilişkin yönetim kurulu kararı almıştır. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi binasına başörtülü kadınların alınmamasına ve hatta stajyer avukatların peruk kullanmaması gerektiğine ilişkin karar almıştır. 2010 yılı itibarıyla halen stajyer avukatların peruk dahi takmasına müsaade edilmemektedir.
Mahkemeler başörtülü avukatlara karşı gerçekleştirilen ayrımcı muameleleri iptal etmemektedir. Nitekim Danıştay stajyer bir avukatın özel hayatında dahi başörtülü olmaması gerektiğini ifade etmiştir. Bu durum başörtülü avukatların çalışma haklarını kullanmalarını fiilen imkânsız kılmaktadır.
Başörtülü kadınların çalışma hakkının kısıtlandığı örnekleri, ana akım medya kuruluşları, özel eğitim kurumları, kurslar, dershaneler ve kreşler gibi özel sektöre ait kar amaçlı eğitim kurumlarına kadar çoğaltmak mümkündür. Tamamen ticari hizmet ve mal üreten sektörlerde dahi, başörtülü kadın istihdamı düşüktür. Başörtüsü yasaklarında önemli roller oynayan ana akım medyanın örtülü kadınları ötekileştirmesi sonucu özellikle son yıllarda özel sektördeki kurumlar başörtülü personel çalıştırırlarsa mimlenecekleri, kategorize edilecekleri ve bu yüzden iş ve gelir kaybına uğrayacakları düşüncesiyle başörtülü eleman çalıştırmayı tercih etmemektedirler. Yapılan araştırmalar çok sayıda özel işletmenin, çalışan kadın personellerine başlarını açmak ile istifa etmek arasında tercihte bulunmalarını istediklerini göstermektedir.
Bunun sonucu başörtülü eleman çalıştıran serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu özel iş yerleri, başka alternatif olmaması sebebiyle başörtülü olarak çalışan kadınlara aynı statüdeki diğer personele ödediklerinden düşük ücret ve düşük standartlar önermektedir. İş Yasasında cinsiyet nedeniyle ücret farklılığı yasaklanmıştır. Yine de “Eşit davranma ilkesi”ne rağmen ücretlerdeki eşitsizlik devam etmektedir. Özel sektörde daha düşük vasıf gerektiren alt düzeydeki işlerde çalıştırılma yoluyla ücret eşitsizliği gizlenmektedir.
Nitekim Avrupa Parlamentosu, başörtüsü kullanan kadınların çalışma hayatında cinsiyet ayrımına dayanan dolaylı bir ayrımcılık yapıldığını ifade etmiştir. Kadınlara kamuda çalışmak için başlarını açma mecburiyeti getirilmesi, CEDAW Sözleşmesinde güvence altına alınan “her insanın vazgeçilmez hakkı olan çalışma, mesleğini ve işini serbestçe seçme hakkı, meslekte ilerleme hakkı, iş güvenliğine sahip olma, hizmet karşılığı imkânlardan, menfaatlerden yararlanma hakkı”nı kullanmasını engellemektedir. Bu durum aynı zamanda başörtülü kadınların ekonomik bağımsızlığa sahip olmalarının engellenmesi ve verimli olabilecekleri alanlarda çalışmak yerine atıl kalmaları ile sonuçlanmaktadır.
3. Siyaset ve Karar Mekanizmalarına Katılım
a. Siyasi Temsilde Kadın ve Karar Mekanizmalarına Katılım
Türkiye’deki kadınlar milletvekili seçme ve seçilme hakkını erkeklerle aynı tarihte 1934 yılında elde etmiştir. Bu tarihte tek partili sisteme olduğundan gerçek anlamda bir seçme hürriyetinde bahsetmek mümkün olmasa da, Türkiye’de kadınlara İsviçre’den dahi daha önce oy kullanma hakkı tanınmıştır. Ancak oldukça uzun geçmişi olan bu hakkın kadınlar tarafından gerektiği şekilde kullanıldığını söyleyebilmek çok mümkün değildir. Kadınların siyaset ve karar mekanizmalarına katılım ve temsil oranları erkeklere kıyasla çok düşük olup Türkiye kadın temsilinde 134 ülke arasında 107. sırada gelmektedir.
Nitekim parlamentodaki kadın oranı Temmuz 2007 genel seçimlerinde, bu yöndeki tüm kampanyalarla ancak %4,4’den %9,1’a çıkartılmıştır. Bu da hedeflenen %18,8’lik dünya ortalamasının altındadır. 29 Mart 2009 tarihinde yapılan belediye seçimlerde 81 ilden 2 ilin belediye başkanı ve on yedi ilçenin belediye başkanı kadındır. Belediye başkanlarının sadece 0,6’sı kadındır. İl meclislerindeki kadın oranı sadece %2,3 olup, ilçe konseylerinin %1.81’i kadındır. Üstelik genel olarak kadınlar parti başkanı, grup başkan vekili, komisyon başkanı gibi karar mekanizmalarında değildir. Tek istisna 1993–1996 yılları arasında kadın başbakanının varlığıdır. Farklı siyasi yelpazelerden gelen her partinin iktidarında da Bakanlar Kurulundaki genel olarak tek kadın “Kadından ve Aileden Sorumlu devlet bakanı” olmaktadır. 2009 yılında Kabinede yapılan değişiklikle kadından ve aileden sorumlu devlet bakanı yanında Milli Eğitim Bakanının da bakan olması ile bu durumda ilerleme kaydedilmiştir. Daha önce de cumhuriyetin kurulmasından bu yana 32 bakanın bulunduğu kabinede 3 tane kadın bakan olması haber niteliği taşımaktaydı. Bir erkeğin, kadından sorumlu devlet bakanı olduğu dönemler bile gerçekleşmişti.
Araştırmalar Türkiye’de kadınların siyasete girmesi aleyhinde de ciddi bir muhalefet olmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye’de kadınlar genel olarak siyasal parti üyeliği kanalıyla aktif siyasete katılmayı olumlu karşılamaktadır. Hatta kadınlar %39 ile %43 arasında değişen oranlarda siyasal partilerden adaylık için teklif gelecek olsa görevin niteliğine göre teklifi kabul edeceklerini açıklamaktadırlar. %64.4 Türkiye’de kadınların siyasette az sayıda yer almasının en önemli sebebi olarak “kadınlara siyasette fırsat tanınmadığını” göstermektedir. Nitekim Türkiye’de üst düzey yönetiminde kadın oranı çok düşüktür. Hiç kadın vali yoktur. 428 vali yardımcısından 7’si kadındır. 795 kaymakamdan da 22’si kadındır. 20 Müsteşar arasında hiç kadın bulunmamaktadır. 80 müsteşar yardımcısından 3’ü kadındır. 160 büyükelçiden 18’si kadındır. Kadınların kendilerini doğrudan etkileyen politika ve kararların oluşum süreçlerinde de yer almamaları, kendi özgün sorunlarına doğrudan çözüm getirmelerini engellemektedir.
b. Başörtülü Kadınların Siyasi Temsili
Başörtülü kadınlar hemcinslerinin siyasi yaşamda karşılaştıkları engellemelerin ötesinde kesin bir sınırlama ile karşı karşıyadır. Başörtülü bir kadının oy kullanmak dışında siyasi yaşama katılması imkânı yoktur. Milletvekili, belde belediye başkanı ve hatta il genel meclis üyesi olamamaktadır. En son 2009 AB ilerleme raporunda belirtildiği gibi Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı karar neticesi seçimlerde sandık görevlisi olmaları dahi yasaklanmıştır. Fazilet Partisi’nin 22.06.2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı fiillerin odağı olduğu gerekçesiyle” kapatılmasının tek somut sebebi, başörtülü bir milletvekilini aday göstermesidir. Söz konusu milletvekili Merve Kavakçı, halk tarafından seçilmiş, ancak başörtülü olduğu için milletvekilliği yemini etmesi fiilen engellenerek TBMM genel kurul salonundan çıkartılmış, akabinde de milletvekilliği düşürülmüştür. Bu uygulama sonrası diğer siyasi partiler de başörtülü bir kadını herhangi bir siyasi kademede bulundurmaya cesaret edememektedir. Öyle ki partilerin il kadın kolları başkanları bile özellikle başı örtülü olmayan kadınlar arasında seçilmektedir.
Sonuçta başı örtülü olmak seçilme hakkının layığı ile kullanımına engel değildir. Belçika’da genel meclis üyesi seçilen başörtülü kadın bulunmaktadır. Danimarka meclis kürsüsünde başörtülü olunabileceği ifade edilmiştir. İspanya’da örtülü bir milletvekili seçilmiştir. Türkiye’de ise 2008 yılında bile bir milletvekilinin başörtülü bir kadının da milletvekili olabileceğini ifade etmesi beş yıl siyasetten yasaklanması gerektiği istemiyle Anayasa Mahkemesinde yargılanması için yeterli bir neden olmuştur.
Kadınların siyasi parti yaşamında azlığını ortadan kaldırmak için pozitif ayrımcılıkla ilgili düzenleme yapılması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu durumda örneğin kadınlar için %33 kota getirilirse, bu kotadan yararlanacak olan sadece Türkiye’deki kadınların %38’i olacaktır. Zira başörtülü kadınlar seçilme hakkını kullanamamaktadırlar.
6. Sağlık ve Sosyal Güvenlik Hakkı
a. Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alanında Kadın
Türkiye kadın nüfusun tamamı sağlık açısından sosyal güvenlik kapsamında değildir. Ücreti karşılığı çalışan %24.1 oranında kadının kendi sağlık güvencesi vardır. Bunun dışında evli olanlar eşlerinin eğer varsa sağlık güvencelerinden yararlanmaktadır. Evli olmayanlar ise eğitimlerine devam etmiyorlarsa 18 yaşına, eğitim görüyorlarsa 25 yaşına kadar babalarının sağlık sigortasından yaralanmaktadır. Diğerlerinin ise sağlık güvencesinin olmaması, sağlık hizmetlerinden eşit yararlanamayan kadınlar açısından sıkıntılara neden olmaktadır.
Kadın sağlığı hizmetleri yaygınlık ve etkinlik açısından yetersiz ve eşitsizdir. Kırsal alandaki kadınların %53,2'si bir doktordan doğum öncesi bakım alırken, kentsel alanda bu oran % 80,2'ye yükselmektedir. 6 doğumdan biri, tıbbi hiç bir yardım olmaksızın kendi kendine, meydana gelmektedir. 2005 yılında yürütülen “Ulusal Anne Ölümleri Araştırması” anne ölüm oranının yüz bin canlı doğumda 28,5 olduğunu göstermektedir. Yapılan araştırmalara göre 5 anne ölümünden 4’ü, önlenebilir nedenlere bağlı meydana gelmektedir. Kırsal kesimdeki kadınlar, sağlık hizmetlerine erişiminde ayrıca güçlükler yaşamaktadır. Kadınların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesinde, yoksulluk, sosyal güvencelerinin olmaması, sağlık hizmetlerinin varlığı, ulaşılabilirliği ve kabul edilebilirliği etkili olmaktadır.
Kadın istihdamının azlığı sosyal güvenlik haklarının da kullanmasını engellemektedir. Kadınlar özellikle tarımsal alanda ücretsiz ve güvencesiz olarak çalışmaktadır. İstihdamda yer alan 100 kadından 66’sı herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmaksızın çalışmakta, bunlarında %58,1’ini ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Ücretli veya maaşlı çalışan kadınların %16,1’i, yevmiyeli olarak çalışan kadınların %95.7’sı, işveren kadınların %34,8’i, kendi hesabına çalışan kadınların %90,3’ü herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmaksızın çalışmaktadır. 2006 yılında kayıt dışı olarak ücretsiz aile işçisi konumunda tarımsal faaliyetlerle uğraşanların %23,2’sini erkekler oluştururken %76,8’ini kadınlar oluşturmaktadır.
b. Başörtüsü Yasağının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haklarının Kullanımındaki Olumsuz Etkileri
Eğitim görememek ve yüksek maaşlarla istihdam edilmemek, başörtülü kadınların sağlık ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlamaktadır. Üniversiteye gidemeyeceği için liseye dahi gitmekten vazgeçmek zorunda kalan genç kızların gerçekleştirdiği erken yaşta evlilikleri ise, erken doğum ve “meslek ve iş seçme hakları da dahil, karı ve koca olarak aynı kişisel haklara sahip olma” haklarını zedelemektedir. Ailenin geliri ve eğitim düzeyi ne kadar düşük olursa, kızın küçük yaşta evliliğe zorlanması olasılığı da o kadar yüksek olmaktadır. Erken hamilelik, anne ve çocuğun sağlığında olumsuz etkilere neden olmaktadır. Kızlara eğitim olanağının sağlanması, erken evliliği sona erdirmenin en etkili yolarından biridir.
EK 1: Başörtüsü Yasağının Kırsal Kesimdeki Kadınlar Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Türkiye’de de kadınların yoksulluk oranları da erkeklere göre daha yüksektir. 2004 yılı itibarıyla erkekler tüm mülklerin yüzde 92’sine ve gayrisafi milli hâsılanın yüzde 84’üne sahiptir. “Olumsuz gelenek, eğitimsizlik, ekonomik bağımlılık, erken evlilik ve yoksulluk” yeterli eğitim ve çalışma imkanından yoksun kırsal kesim kadınların sorunlarıdır. Ancak kadınların yoksullukla baş etme stratejilerine değer verilmemekte, yoksul kadın stereo-tipleştirilmektedir. Kırsal alandaki kadınların yeterli maddi imkândan yoksun olmaları nedeniyle ayrımcılığa uğradığı beyan edilmektedir.
Kırsal kesimdeki (rural area) kadınların üzerlerindeki baskılara karşı gelebilmeleri, örneğin erken evlilik, istemediği kişilerle evlendirme, kıyafeti ya da çalışmaması üzerine baskılar şiddet gibi sorunlarla mücadelesi ancak bireysel güçlenmesi ile mümkündür. Kadınların basmakalıp rollere sahip oldukları düşüncesine dayanan bütün ön yargılar ve geleneklere karşı çıkabilmesi ancak bu şekilde mümkün olmaktadır. Türkiye’de, eğitim oranının düşük, kadın cinayetlerinin yaygın olduğu bölgelerde kadınlara karşı gerçekleştirilen ayrımcılığın azaltılması, kadınların eğitilmesi ve çalışma yaşamına katılmalarının sağlanmasına bağlıdır.
Özellikle kırsal kesimdeki kadınların çok büyük bir çoğunluğu başörtülüdür. Toplum hayatının içinde olmaları gerektiğini düşünen kadınlar, başörtüsü engeline takılmakta ve evlerine kapanmak zorunda kalmaktadır. Toplumda kadın ve erkeğin rolü konusunda kökleşmiş geleneksel ve kültürel algılarla mücadele kadının eğitim görmesi önündeki engellerin kaldırılmasına bağlıdır. Başörtüsü yasakları ise kadının gelişmesinin engellenmesi açısından kadınların ekonomik özgürlüğünün kısıtlanmasını artırmakta ve daha fazla yoksullaşmasına sebep olmaktadır. Kırsalda kız çocuklarının ve kadınların başını açıp kamusal alanda bulunmasını iffetsizlik addeden aile ve akrabalık ilişkileri ile mücadele etmek uzun süreç gerektirmektedir. Devlet mercilerince kadınların ve kız çocuklarının eğitim almasının ilk şartı olarak başlarının açık olmasının dayatılması kırsalda kadının eğitim ve çalışma olanaklarından erken ve kolayca koparılmasını sağlamaktadır. Eğitim almayan ve çalışamayan kadının güçlenmesinden ve sorunlarıyla baş etmesinden bahsetmek doğru bir yaklaşım değildir. Kadının kılık-kıyafetinden ziyade eğitim ve çalışma olanaklarına ulaşmasını öncelemek ise kadına kendi kararlarını verebilecek ortamı sağladıktan sonra özgür tercih hakkı sağlayabilecektir. Türkiye’de ise kırsaldaki kadınların konumları otoriter uygulamalara kurban edilmektedir. Dayatılan başörtüsü yasağı kız çocuklarının okullaşmasının en büyük engelidir.
EK 2: Başörtüsü Yasağının Gündelik Hayattaki Olumsuz Etkileri
Türkiye’de modernleşme sürecinde topluma kabul ettirilmek istenen hakim düşünce, haklarını kullanmak isteyen eğitimli, üst sınıf, kentlerde yaşayan genç kadınların çağdaş görünümde bulunmaları için saçlarını örtmemeleri gerektiğidir. Türkiye’de genel olarak ev kadını, tarım işçisi, hizmetçi gibi özel bir vasıf gerektirmeyen alt statü rolleri layık görülen başörtülü kadınlar ise, eğitim görmek ve çalışmak istediklerinde senelerden beri oluşturulmaya çalışılan bu toplumsal mühendislik ürünü modernleşme projesi sarsılmaya başlamıştır. Bu nedenle 1960’lı yıllardan bu yana üniversitede eğitim görmek isteyen başörtülü kadınlar, yaşıtları gibi eğitim hakkını kullanan kişiler olarak değil, dayatılan modernlik algısına karşı çıkan bir “sorun kaynağı” olarak telakki edilmeye başlanmışlardır.
1997 yılında Türkiye’de gerçekleşen ve özellikle kadınlar üzerinde baskısını hissettiren post-modern darbe sonrası dini, sosyal ve kültürel bir olgu olan başörtüsü kamu kurumlarında ve üniversitelerde yasaklanmıştır. Yasak sonucu yüz bini aşkın öğrenci ve on binden fazla kamu personeli sahip oldukları konumu bırakmaya zorlanmışlardır. Kısacası yaşamları ve inançları arasında tercih yapmaya zorlanan kadınlar, başlarını örttükleri takdirde diğer haklarından yoksun bırakılmışlardır.
Üniversiteye giriş sınav kılavuzlarına “başı açık” girme şartının eklendiği 2002 yılından sonra başını örten öğrencilerin, üniversite eğitimine başlamaları daha ilk basamakta engellenmiştir. Başörtülü kadınlar, genel olarak üniversitelere ait açık ya da kapalı hiç bir mekâna örneğin kütüphanelere ve sosyal tesislere alınmamaktadırlar. Gazeteciler, öğrenci anneleri , araştırmacılar dahi başları örtülü olduğu takdirde bu kurumlardan içeri girememektedirler.
Yasaklar genç-yaşlı, vatandaş-yabancı, öğrenci-ziyaretçi ayrımı yapmamaktadır. Samira Moosa, Umman Sultanlığı’ndan Sultan Qaboos Üniversitesi Toplum Bilim Koleji başkan yardımcısıdır. 16.10.2003 tarihinde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde Uluslararası Çocuk ve İletişim Konferansında panel yönetmek üzere davet edilmiştir. Ancak başörtülü kadınların herhangi bir nedenle üniversitelerin açık ve kapalı alanlarına girişi yasak olduğu için okula girememiştir. Bu durum “İletişim skandalı” olarak basına yansımıştır. Bunun üzerine üniversite yetkilileri “Kendisini biz erkek sanıyorduk” şeklinde savunma yapmışlardır. Aynı düşüncelere sahip bir erkek, bilgisinden ötürü yurt dışından çağrılarak panel yönetmek suretiyle onurlandırılırken, başı örtülü bir kadın okul kampüsüne dahi alınmamaktadır. Başörtülü kadınlar ya bir yerde başını açmak, bir yerde kapatmak -bu suretle bir nevi kişilik bölünmesi yaşamak- ya da haklarından feragat etmek durumunda bırakılmaktadırlar.
Başörtüsü yasakların kapsamı “kamusal alan” gibi hukuki olmayan ve her yer için kullanılabilen muğlak bir kavramla açıklanmaya çalışıldığından sanık sıfatıyla mahkemeye giden başörtülü kadınlar bile başlarını açmaları gerektiği uyarısı ile karşılaşabilmişlerdir. Diğer bir örnekte ise Malatya'da Halk Eğitim Merkezi'nde düzenlenen “Öğretmenler Günü” kutlamasında salonda bulunan başörtülü kadınların dışarı çıkması için anons yapılmıştır.
Başörtülü kadınların maruz bırakıldığı uygulamalar çoğu defa “münferit örnekler” olarak lanse edilmiştir. Medine Bircan, ölüm döşeğinde iken tedavisine devam edilmesi için sağlık karnesinde başı örtülü fotoğrafının değiştirilmesi istenmiş 71 yaşındaki bir kanser hastasıdır. Aynı şekilde aynı hastaneye il dışından sevkle gelen hasta tedavi edilmemiştir. Neşe Gündoğar 17 Şubat 2007 tarihinde Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavından çıkartılmış bir ev kadınıdır. Tevhide Kütük, kompozisyon yarışmasında kazandığı ödülü almak için çıktığı kürsüden indirilmiş bir öğrencidir. Abdullah Yadigar Türkiye ikincisi olarak sınavı kazandığı halde eşi başörtülü olduğu için yurt dışına gönderilmemiş bir öğretmendir. Emine Erdoğan GATA Askeri Hastanesine 23 Kasım 2007 tarihinde alınmamış bir başbakan eşidir. Şeyma Türkan, peruklu olduğu için kazandığı okula kaydı yapılmayan bir üniversite öğrencisidir. Emine Ergin, Kadıköy Belediye binasına vergi ödemeye gittiğinde, çarşaflı olduğu için alınmayan bir ev kadınıdır. Perihan Dinç, Konya’dan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi oritoryumunda Türk Oftomoloji Derneği tarafından düzenlenen 'Diabet ve Göz' konulu sempozyuma davetli olarak gelen ve dekan talimatıyla güvenlik görevlileri tarafından salondan çıkartılan bir doktordur. Leyla Akdağ ise ayağı kırılan arkadaşının ricası üzerine arkadaşının kızının veli toplantısı için okula giden ve başörtülü olduğu gerekçesiyle okul kapısından içeriye alınmayan bir kadındır. Örnekleri arttırmak mümkündür. Örneğin okul birincisi bir üniversite öğrencisi mezuniyet töreninde il dışından gelen annesini çağırmış ancak anne örtülü olduğu için kürsüye çıkartılmamıştır. ÖSS sınavına çocuklarını getiren başörtülü anneler kaldırımda bekletilmişlerdir. Uygulama artık masa tenisi turnuvalarına katılan genç kızların engellenerek, lisanslarının iptal edilmesine neden olmaktadır.
Başörtülü kadınlara karşı gerçekleşen uygulama artık nefret suçu oluşturma noktasına getirilmiştir. Özel kuruluşlar dahi başörtülü kadınlara hizmet vermemeye başlamışlardır. Özel bir fabrika okul gezisinde engelli çocuğuna nezaret eden başörtülü anneyi fabrikaya almamıştır. Daha önce ise çocuğunu kayıtlı yüzme kursuna getiren annenin içeri girişine izin verilememiştir. Ahmet Aydın otelde rezervasyon yaptırmış, ancak ücreti verildiği halde eşi örtülü olduğu için otele alınmamıştır. Otel yetkilileri de bu uygulamayı teyit etmekten ve örtülü kadınlara hizmet vermediklerini söylemekten çekinmemişlerdir. Bir belediye evlenmek için müracaat eden bir kadının başvurusunu başörtülü fotoğraf verdiği gerekçesi ile red etmiştir. Bir apartman yöneticisi, kapıcılık sözleşmesi ile kapıcısının eşi ve kızına “türban takamama” şartı koymuş evlerine gelen misafirleri örtülü olduğu için görevine son vermiştir. Yasağın devam etmesi üzerine yapılan yorumlar ve yargı organlarının tutumu idarecilerin keyfi davranışlarına neden olmaktadır. Bu nedenle ayrımcılık her alanda her kesimdeki örtülü kadınlara karşı gerçekleşmekte sadece idarecilerin kişisel inisiyatiflerine göre değişiklik göstermektedir. Anayasa hukuku profesörü Yükseköğretim Kurumu eski başkanı Erdoğan Teziç’in;
“Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim inanç alanım, özgür alanım diyemez. Bir öğretmen de okulda başı açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz…” “Yolda yürüyorsunuz. Tesettürlü bir kadınsınız. Polis sizi tanımakta güçlük çekiyorum dediği zaman açmak zorundasınız” Kamusal alan budur evde olsanız aynı şekildedir, polis teşekkür edip gittiğinde orası tekrar sizin özel alanınız olur.
şeklindeki yorumu, yolda yürüyen başörtülü kadınların da aynı muamelenin muhatabı olabileceğini göstermektedir.
EK 3: Başörtüsü Yasaklarının Etkisiyle İlgili İstatistikî Veri Elde Edilmesindeki Zorluklar
Türkiye’de değişik statüler için başı açık olma şartının kaç kadını, nasıl etkilediğine ilişkin resmi bir araştırma mevcut değildir. CEDAW 32. oturumunda “okullarda ve üniversitelerde türban yasağının kız çocukları ve kadınlar üzerindeki etkisinden endişe duyduğunu ifade etmiş, devletten başörtüsü takan kadınlar için bu yasağının yol açtığı problemlerin boyutlarını gözlemlemesini ve yasak nedeniyle okullarından ve üniversitelerinden atılan kız çocuklarının ve kadınların sayısıyla ilgili verileri de toplamasını” istemiştir. Türkiye uluslararası yükümlülüğüne rağmen bu konuda herhangi bir çalışma yapmamıştır.
Sivil toplum kuruluşları da yazılı olarak bu konuda istatistikî çalışmanın yapılmasını talep etmişlerdir. Ancak bu talep yerine getirilmemiş, neden istatistikî bilgiye yer verilmediği de açıklanmamıştır. Türkiye CEDAW’a gönderdiği 2008 tarihli sözleşmesdeki hakların kullanılmasına ilişkin Ülke raporunda bu konudan hiç bahsedilmemiş ve tavsiye kararı hiçe sayılmıştır. Nitekim Din özgürlüğü önündeki engelleri tanımlamak, bu engellerin üstesinden gelmek için yollar ve araçlar konusunda öneriler sunmakla görevlendirilmiş olan Birleşmiş Milletler Din Özgürlüğü Özel Raportörü hükümetten bilgi istediğini ancak cevap alamadığını ifade etmektedir. Türkiye’nin genel devlet politikası pek çok kadını etkileyen yasakla ilgili sorun yokmuşçasına davranmaktır. Ancak konuyu görmezden gelmek, sorunun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmamaktadır.
Türkiye’deki kadınların azımsanamayacak çoğunluğu başını örtmektedir. TESEV raporuna göre Türkiye’deki kadınların %71’i Milliyet Gazetesinin 2007 yılında yaptığı araştırmaya göre %69,4’ü başını örtmektedir. Aynı gazetenin 2003 yılında araştırma raporuna göre 17 yaşından büyük 22 milyon kadının yaklaşık üçte ikisi olan 14 milyonu, evinden dışarıya çıktığında başını bir giysiyle kapatmaktadır. “Türkiye’nin Örtülü Gerçeği” isimli alan araştırması %93.9’u yasak olmasaydı şu an daha farklı bir yaşamlarının olacağını ifade etmektedir. Başörtüsünün Türkiye’de yaygın olarak kullanılan kadın kıyafet biçimi olduğu göz önüne alındığında, özellikle kentlerde yaşayan başörtülü kadınların azımsanmayacak bir bölümü ayrımcı muameleden olumsuz etkilenmektedir. Yasağın hitap ettiği kitlenin çok fazla olması ve uzun süredir devam etmesi, yüksek öğretimden dışlanan veya hiç eğitim alamayan genç kadınların tam sayısının tespitine imkân vermemektedir. Bu konuda var olan tek somut bilgi bu kadınlar başlarını açmadıkça eğitim, istihdam ve siyasal yaşama katılmaklarının mümkün olmadığıdır.
Türkiye’de yüksek öğretim kurumlarında 812.302 sayıda kız öğrenci bulunmaktadır. 1998 yılında yasak başladığında binlerce başörtülü öğrenci eğitim görmekteydi. Bu öğrenciler fakülteye başörtülü olarak başlamış ve okuldan kimlik almışlardır. Yüksek öğretim kurumlarında başörtüsü yasakladığında ise kapıda okula girişlerine izin verilmemiştir. Öğrenciler devamsızlıktan kalmış görülmektedirler. Kaç tanesinin başını açmak suretiyle eğitimine devam ettiği, kaçının okulu bıraktığı bilinmemektedir. Nitekim sadece bir yıl içinde insan hakları derneklerinden yalnızca biri olan MAZLUMDER’e yapılan müracaat sayısı 26.669’dur. Aynı şekilde 29.06.2000- 15.03.2005 dönemini kapsayan öğrenci affından 677.000 kişi yararlanmıştır. Bunlardan 270.000’inin başörtüsü mağduru olduğu iddia edilmektedir. Bir siyasi parti başkanının beyanatına göre başörtüsü nedeniyle okuldan atılan kadın sayısı 80.000’dir. Yükseköğretim Kurulu’ndan yapılan açıklamalar ise öğrencilerin devamsızlıktan kaldığı yönünde olmuştur. Halbuki devamsızlıktan kalan kadın öğrencilerin yüzde 90’ı, başörtüsü kullanan ve yasak nedeniyle okula gidemediği için okullarıyla ilişikleri kesilen kişiler olduğu ifade edilmektedir. Üstelik yüksek öğretim kurumlarına giriş sınavında yasak getirildiği 2002 yılından sonra yasak olmasaydı sınava girip kazanabilecek ve yüksek öğrenim görebilecek kaç kişi olduğunun tespitine imkân yoktur. Bu nedenle yeterli istatistikî veri temin edilememektedir.
Aynı durum başörtüsü yasağı nedeniyle memur olarak ve bazı özel mesleklerde çalışamayan başörtülü kadınlar için de geçerlidir. Yasak olmasaydı kaç kadının çalışabileceği hakkında bir veri mevcut değildir. Kamu kurumlarında çalışmak başın açık olmasına bağlıdır. Ancak bu konuda sadece bir yönetmelik bulunmaktadır. Kıyafetin görevin yapılmasına engel olmadığından yasağın kesin olarak uygulanmaya başladığı 1998 yılında başörtülü çalışmakta olan memurlar hakkında soruşturma açılmış, bazıları hakkında “emirlere itaatsizlik” ettikleri gerekçesiyle ceza davaları açılmıştır. Bu suretle çalışmakta olan tüm başörtülü memurların başlarını açması ya da istifa etmesi sağlanmıştır. Kalanlar hakkında devlet memurluğundan çıkarma kararı verilmiştir. Maaşlarını kaybetmişler, sağlık ve sosyal güvencelerinden ve emeklilik haklarından mahrum bırakılmışlardır. Başörtülü memurlar hakkında soruşturma açılmaya başlandığı 23.04.1999 tarihinden 14.02.2005 tarihine kadar geçen süre içinde toplam 20 bin 543 memura disiplin cezası verilmiştir. Bunlardan kaç tanesinin kılık kıyafet nedeniyle olduğu bilinmemektedir. Ancak af yasasından sonrada yasak devam ettiğinden, başörtülü kadınların çalışmaları mümkün olmamıştır.
2000 yılı itibarıyla devlet memuriyetine girerken gerçekleştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı(KPSS) için “başın açık” olma şartı kesin olarak aranmaya başlanmıştır. Bu tarihten sonra başörtülü kadınlar kamu kurumlarında çalışmak için yapılan sınavlara girememektedir. Bu nedenle başörtüsü yasağı olmasaydı çalışabilecek kadın sayısı bilinmemektedir.
Aynı durum avukatlar gibi özel mesleklerde çalışan meslek mensupları için de geçerlidir. Örneğin 2008 yılında 23.164 avukat, 2.264 stajyer avukatın kayıtlı bulunduğu İstanbul Barosu, zaten duruşmalara giremeyen başörtülü avukatların artık adliyelere girdiklerinde diğer avukatlar tarafından ihbar edilmesine ilişkin yönetim kurulu kararı almıştır. Fiili anlamda gerçekleştirilen yasak nedeniyle hukuk eğitimi almış kaç kadının avukatlık yapmaktan vazgeçtiğini bilmek mümkün değildir. Bu durum pek çok özel meslek mensubu için geçerlidir.
“Türkiye’nin Örtülü Gerçeği” araştırmasında, başörtüsü yasağının başörtülü kadınları iş yaşamlarını da olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Görüşülenlerin %20.8’i başörtülü olarak iş bulamazken, %17.8’i başını örttüğü için arka planda çalışmaya zorlandığını, %17.1’i ise mesleği dışında başka bir iş yapmak zorunda kaldığını belirtmiştir.
Yasağın çok uzun zamandan beri devam etmesi, üniversiteye gidemeyeceğini bilen genç kızların liseye dahi gitmemesine, vasıf sahibi kadınların ise bir yerde başını açıp başka bir yerde kapatmak ya da çalıştığı yerde çok cüzi ücretler almaktansa hiç çalışmamayı yeğlemelerine neden olmaktadır. Karşılaşılan maddi ve manevi zorluklar başörtülü kadınları istihdam dışında bırakmaktadır. Dolayısıyla sayı tespit edilememektedir.
Başörtüsü nedeniyle yapılan ayırımcı uygulamaların iptali için açılan ve reddedilen yüzlerce dava, başörtülü bir kadının uğradığı ayrımcılık nedeniyle açtığı davada kazanma şansı olmadığını göstermektedir. Mahkemeler peruk kullanan yani gerçek saçı görünmeyen öğrencinin eğitim hakkından yoksun bırakılmasını dahi doğru bulmaktadır. Genel olan yargının bu tutumu, “başın örtülü olmasındaki zihniyet nedeniyle başörtülü kadınların ağır hakaretlere katlanması gerektiği yönündedir.” Üst yargı makamlarının başörtüsü konusundaki kesin tavrı, başörtüsü kullandığı için farklı muamele ile karşılaşan kadınların mahkemeye başvurmaması ile sonuçlanmaktadır. Yapılan alan araştırmasında “yaşadığınız mağduriyetlerden sonra yargıya başvurdunuz mu?” sorusuna başörtülü kadınların %76,2’si “hayır” demiştir. “Yargıya neden başvurmadığı” sorusuna ise %62,8 “yargıya güvenmediğim için”, %14,9’u “sonuç alacağıma inanmadığım için” cevabını vermiştir. Bu durumda istatistikî verilerin belirlenmesinde ayrı bir güçlüğe işaret etmektedir.
Başörtüsü yasağı nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ifade edenlerin, bu haklarını geri talep edebilecekleri bir kurum bulunmamaktadır. Yasağın senelerdir devam etmesi de, resmi makamlara duyulan güveni azaltmıştır. Bundan dolayı, yasak sonucu oluşan ihlalin gerçek boyutlarını ortaya koyabilecek kayıtların oluşması da mümkün olamamaktadır. Tek bilinen gerçek yasağın milyonlarca başörtülü kadın üzerine zaten üniversitede okuyamayacakları, üst statü işlerinde çalışamayacakları ve siyasal yaşama katılamayacakları yönünde “öğrenilmiş çaresizlik” oluşturduğudur.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Cinsiyet eşitliği açısından uluslararası endekslere göre kadın erkek eşitliği konusunda çok düşük seyreden oranlar Türkiye’de kadınların yaşamın her alanında (eğitim, çalışma yaşamı, aile yaşamı, sağlık vb) ağır sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan çalışmalar Türkiye’nin hukuki anlamda cinsiyet eşitliğini sağladığını ancak kağıt üzerine var olan hakların fiili olarak kullanılamadığını göstermektedir.
İstatistikler ve kadınların eğitim, çalışma ve siyasal yaşama katılımların düşüklüğü, devletin pratik yaşamda kadınların siyasal, ekonomik ve kültürel alanlara katılımını sağlamak için tedbir alma yükümlülüğünü yerine getirmediğinin kanıtıdır. Başörtülü kadınların haklarını kullanmasına izin verilmemesi de mevcut sorunların çözülmesini güçleştirmektedir.
Başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen ayırımcılık, bu kadınların yaşamın içinde yer almalarını, kültürel gelişimlerini, sosyalleşmelerini, bireyselleşmelerini ve ekonomik özgürlüklerine kavuşmalarını engellemektedir. Yasak başörtülü kadınların tüm eğitim yaşamından soyutlanmasına, çalışma ve siyasal yaşamın dışında bırakılmasına neden olmakta; bu da statü ve güç açısından hizmetlere, kaynaklara, imkânlara ulaşmada ciddi bir eşitsizlikle sonuçlanmaktadır.
Türkiye’de başörtülü kadınların eğitim ve çalışma yaşamının dışında bırakılmalarını gerektirecek toplumsal bir sebep yoktur. Yapılan pek çok araştırma sivil toplumda başını örten ve örtmeyen kadınlar arasında bir sorun mevcut olmadığını göstermektedir. Türkiye’deki sorun, otoriter resmî ideoloji doğrultusunda topluma ve bireylere müdahale edilmesinden kaynaklanmaktadır. Başörtülü kadınlara karşı farklı muamele gerçekleştirilmesini meşru hale getirmek için yapılan yorumlar, soruna siyasî bir nitelik kazandırmaktadır. Türkiye’de başörtülü kadınlar yaşamaya devam edeceğine göre artık yasağın bir an önce kaldırılarak tüm Türkiye’ye enerji ve zaman kaybettiren bu sorunun sonlandırılması gerekmektedir. Sonuçta yasak sadece hayatları olumsuz etkilenen başörtülü kadınlara değil, tüm Türkiye’ye zarar vermektedir.
Sonuçta kadınların insan haklarının elde edilmesi ve gerçek anlamda kadın erkek eşitliği, kadını başörtülü başı açık olarak ayırmamaktan ve kadının başını örttüğü için haklarından mahrum edilmemesinden geçmektedir. Kadın haklarının geliştirilmesi, garanti altına alınması ve pratikte de uygulanmasının sağlanması gerekmektedir. Yasal haklar açısından elde edilen kazanımların fiili hayatta da uygulanabilmesi, mevcut kıyafet ayrımcılığına son verilmesine bağlıdır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın tüm dünyada kadınların yasal, siyasal, ekonomik ve kültürel hak ve özgürlüklerini elde ettikleri bir dönem olarak adlandırılması ancak kadınların başörtüleri üzerindeki baskıların kaldırılması ve somut sorunlarının çözülmesi için etkin önlemler alınması ile mümkündür.
KAYNAKÇA
KİTAPLAR
• AKÇA Yusuf; Yükseköğretim Kurulu ve İstanbul Üniversitesi Mevzuatı, C:1 İstanbul Üniversitesi Basımevi, 1997, (Ek 17. maddenin daha önce basılmış kitaplardan çıkartılma tarihi 1998)
• Altıparmak Kerem, Karahanoğulları Onur; Pyrrhus Zaferi: Leyla Şahin/Türkiye, AİHM/Hukuk, Düzenleyici İşlem/Kanun, AİHM Leyla Şahin Türkiye Davası. Ankara: HUDER Hukuki Araştırmalar Derneği Yayınları, 2005.
• ARSLAN Zühtü; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Din Özgürlüğü. Ankara: Liberal Düşünce Topluluğu Yayınları, 2005.
• AYDIN Mustafa; “Bir Siyasal Mahremiyet Alanı Olarak “Kamusal” ve Kılık Kıyafet Sorunu, Umran, sayı: 77, Ağustos, 2002.
• BALCI Muharrem; Eğitim ve Öğretimde Haklar ve Yükümlülükler. İstanbul:Danışman Yayınları, 1998.
• BENHABİB Seyla; “Kamu Alanı Modelleri”, Cogito, Kent ve Kültür Özel Sayı, No.8, İstanbul, 1996.
• BENLİ Fatma; “Anketler ve İnsan Hakları Kuruluşlarının Raporları Işığında Başörtüsü Yasağının Değerlendirilmesi”, Köprü Dergisi, S. 84, 2003.
• BENLİ Fatma; Başörtüsü ile İlgili Hukuka Aykırılıkta Sınır Yok, AKDER yayınları, İstanbul 2005.
• BENLİ Fatma; “Hukuki, Siyasi ve Pratik Boyutlarıyla Türkiye’de Başörtülü Kadınlara Yönelik Ayrımcılık Sorunu”, “Örtülemeyen Sorun: Başörtüsü, Temel Boyutlarıyla Türkiye’de Başörtüsü Yasağı Sorunu”, AKDER Yayınları, İstanbul 2008.
• BÜYÜKÖZTÜRK Şeref; “Haydi Kızlar Okula” Kampanyası: Nicel Değerlendirme Çalışması-Nihai Rapor, 2005.
• BULAÇ Ali; “AİHM ve Başörtüsü”, Ümran Dergisi, Mayıs 2005
• BULLOCK Katherine; “Müslüman Kadınları ve Tesettürü Yeniden Düşünmek Tarihsel ve Modern Klişelere Meydan Okumak”, Karakalem Yayınları, (Çev.: ŞEVİKER, Muhammet), İstanbul 2005.
• ÇAHA Ömer; “Kamusallığın İdeolojik Dönüşümü”, Doğu-Batı, S:4, İstanbul, Ocak 1998.
• DEMİRKOL Ferman; Türkiye’de Yasama Fonksiyonunun Gaspı, Alternatif Düşünce Yayınevi, İstanbul, 2004
• DENLİ Özlem; Din ve Vicdan Özgürlüğünün Kamusal İfadeleri ve Türkiye'de Başörtüsü Tartışmaları, Sivil Toplum (2003) (1) 2.
• DOĞRU Osman; İnsan Hakları Kararlar Derlemesi, C.3. İstanbul: İstanbul Barosu Yayınları, 2000.
• EKİNCİ Abdullah; “Dini Semboller ve Uluslararası İnsan Hakları Hukuku”. İnsan Hakları Araştırmaları; Mazlumder İstanbul şubesi Yayınları, Sayı 5, 2005.
• ERDOĞAN Mustafa; Demokratik Hukuk Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı 8. İstişari Toplantısı. İstanbul, 2005.
• ERDOĞAN Mustafa; “Anayasa Mahkemesi Nasıl Karar Veriyor: Başörtüsü Kararı”, Liberal Düşünce, 3(9), 1998.
• ERDOĞAN Mustafa; “Türkiye’de Başörtüsü Problemi Hukuki mi Yoksa Politik mi”, www.liberal-dt.org.tr, 14.12.2004.
• ERDOĞAN Mustafa; Anayasal Demokrasi, 7. Baskı, Siyasal Kitapevi, Ankara 2005.
• FERRARI Silvio; (Milan Üniversitesi) , “AB Hukuk Sisteminde Din ve Dini Cemaatler, AB ülkelerinde Din-Devlet İlişkisi, Hukuki Yapı Din Eğitimi Din Hizmetleri”, İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, İstanbul 2006.
• HABERMAS Jurgen; Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, çev.: Tanıl Bora-Mithat Sancar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000.
• GEMALMAZ Mehmet Semih; Türk Kıyafet Hukuku ve Türban, Legal Yayıncılık, 2005.
• GÖLCÜKLÜ Feyyaz, GÖZÜBÜYÜK Şeref; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 6. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2005.
• GUNN T Jeremy; Din Özgürlüğü ve Laisite, ABD ile Fransa Arasında Bir Karşılaştırma, çev.: Bal H, Altıntaş ÖF, Ankara: Liberte Yayınları, 2006.
• KABOĞLU İbrahim; Özgürlükler Hukuku İnsan Haklarının Hukuksal Yapısı, İstanbul, Afa Yayınları, 1993.
• ÖKTEM Niyazi; İnsan Hakları Sempozyumu, İstanbul, 1995.
• ÖKTEM Akif Emre; Uluslararası Hukukta İnanç Özgürlüğü, Liberte Yayınları, Ankara 2002.
• ÖZCAN Yetkin; Kamusal-Özel Alan Tartışmaları, Birikimler, İstanbul 2003.
• ÖZİPEK Bekir Berat; “İnsan Hakları ve İhlaller Ekseninde Bir Örnek Başörtüsü Yasağı Sorunu”, “Örtülemeyen Sorun: Başörtüsü, Temel Boyutlarıyla Türkiye’de Başörtüsü Yasağı Sorunu”, AKDER Yayınları, İstanbul 2008.
• ÖZİPEK Bekir Berat; Türkiye’de İnsan Hakları, İslam ve Batı Üzerine.
• PAKDİL Necdet; Hukuk ve Demokrasi Dergisi, Ankara 2005, Hukuk ve Demokrasi Kurumu, Yıl 1 S:10.
• SELÇUK Sami; Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999.
• ŞENTOP Mustafa; Üniversitelerde Başörtüsü Sorunu, Hukuk Dünyası Dergisi, Kasım 1997.
• TOPRAK Binnaz/ÇARKOĞLU, Ali; “Türkiye’de Din Toplum ve Siyaset”, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Yayınları, İstanbul 1999.
• TOPRAK Binnaz/KALAYCIOĞLU, Ersin: “Siyaset Üst Yönetim ve İş Yaşamına Katılamayan Kadınlar”, TESEV Yayınları, İstanbul 2004.
• TOPRAK Binnaz/ ÇARKOĞLU, Ali; Değişen Türkiye’de Din Toplum ve Siyaset. İstanbul:, TESEV Yayınları, 2006. http://www.tesev.org.tr/etkinlik/final%20rapordin_toplum.pdf
• ULUSOY Mustafa; Varoşsal Kimliğe Uygulanan Şiddet Olarak Örtü Yasağı.
• VAKUR Alperen; Başörtüsü Yasağının Hukuki Açıdan İncelenmesi. İstanbul: İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı Yayınları, 1998.
• YAŞAR Nuri; İnsan Hakları Avrupa İsteminde ve Türk Hukukunda Eğitim Hakkı ve Özgürlüğü, İstanbul 2000.
• YAYLA Atilla; “Ahlâk, Hukuk ve Başörtüsü Yasağı”, http://www.atillayayladestek. org/index.php?option=com_content&task=view&id=58& Itemid=26
• YILMAZ Halim; AİHM İçtihatlarında Din Özgürlüğü ve Leyla Şahin/Türkiye Kararı. Toplum ve Hukuk Dergisi; 3(11), 2004.
RAPORLAR – ÖNERGELER
• ARAT, Yeşim/ ALTINAY, Ayşegül: Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporu 2007.
• Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesine Sunulmak Üzere Hazırlanan Altıncı Periyodik Türkiye Raporu, KSGM Taslak Metin, Ankara 2007.
• Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesine Sunulmak Üzere Hazırlanan Altıncı Periyodik Türkiye Raporu, 2008 Ankara, http://www.ksgm.gov.tr/uluslararasi_Belgeler_cedaw.php
• Avrupa Komisyonu, 2007 yılı Türkiye İlerleme Raporu (Kadın), http://www.ucansupurge.org/index. php?option=com content&task=view&id=4022&Itemid=72
• Avrupa Komisyonu, 2009 yılı Türkiye İlerleme Raporu.
• Türkiye’de sosyal, ekonomik ve politik hayatta kadınların rolüne ilişkin Avrupa Parlamentosu Önergesi, 13 Şubat 2007, Strasbourg (2006/2214(INI)
• ESI(European Stability Initiative): “Sex and Pover in Turkey Feminism Islam and the Maturing of Turkish Democracy”, Berlin İstanbul, 2 Haziran 2007, http://www.esiweb.org/pdf/esi document id_90.pdf
• Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Kadının Durumu Raporu, Ankara, Ocak 2008. (http://www.ksgm.gov.tr/kadindurumu.pdf) (08.04.2008)
• Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı' (UNDP) 2007-2008 İnsani Gelişme Raporu.
• İnsan Hakları Konseyi” Başlıklı 15 Mart 2006 Tarihli, 60/251 Sayılı Genel Kurul Kararının Uygulanması, “Kadınlara Yönelik Şiddet, Nedenleri ve Sonuçları” konusunda Özel Raportör Yakın Ertürk’ün Raporu Türkiye Misyonu, 05 Ocak 2007.
• Türkiye’nin AB’ye Uyum Sürecinin Gelecek Basamağı İçin İnsan Hakları Gündemi Özet Dosyası Ocak 2003 ve 31 Ocak 2003 AB Troiko-Türkiye Toplantısının İnsan Hakları Gündemi
• Türkiye’de Din Özgürlüğü Raporu: “Dinlerararası İlişkiler: Seküler ve Demokratik Bir Sistemde Barış İçinde Birarada Varoluş Arayışı”, Liberal Düşünce Topluluğu, Ankara 2005.
• Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı(TÜSES): 'Türkiye'de Siyasi Parti Yandaş ve Seçmenlerinin Etnik/Dinsel Kimlikleri ve Siyasal Yönelişleri Araştırma Dizisi.
• İnsan Hakları İzleme Komitesi (HRW) (2004) Yükseköğretimde Akademik Özgürlük Ve Başörtülü Öğrencilerin Yükseköğretime Kabul Edilmesi Konularında Türk Hükümetine Görüş Bildirgesi, http://www.hrw.org/backgrounder/eca/turkey/2004/4.htm#_Toc75931596.
• İnsan Hakları İzleme Komitesi (HRW) (2005) Turkey: Headscarf Ruling Denies Women Education And Career (Başörtüsü Kuralları Kadınların Eğitim ve Çalışma Hakkını İnkar Ediyor). http://www.hrw.org/english/docs/2005/11/16/turkey12038.htm.
• Türkiye’de İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Kamuoyu Araştırması”, Liberal Düşünce Topluluğu Avrupa Komisyonu, D. Dağı İhsan, Toprak Metin, Demir Ömer, Haziran 2003.
• Uluslararası Helsinki İnsan Hakları Federasyonu, “Fransa’nın Dini Sembolleri Yasaklaması, Din Özgürlüğünün Uluslararası Planda Korunmasını İhlal Edecek” 17.11.2003.
• Hukuki Araştırmalar Derneği, “Türkiye’den AİHM’e Bakış, Ankara, 2006.
• ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ, “Türkiye: Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Kadınlar Raporu, Haziran 2004, s. 10 (Al Index 44/018/2004) (www.amnesty.org)
• MAZLUMDER İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu, 1998.
• MAZLUMDER İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği, YÖK Raporu, 2001.
• “Türkiye’nin Örtülü Gerçeği”, Başörtüsü Yasağı Alan Araştırması, Hazar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği, İstanbul 2007 (http://www.hazargrubu.org/panel/BasortuluGercek1-2007.pdf)
• “Recommadition 1202 (1993) on Religious Tolerance in a Democratic Society; Recommadition 1396 (1999) Religion and Democracy.
• Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 19 sayılı Genel Tavsiye, Kadınlara Yönelik Şiddet Onbirinci Oturum, 1992.
• Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu Dördüncü Dünya Kadın Konferansı.
• Promotion and Protection of All Human Rights, Civil, Political, Economic, Social and Cultural Rights, Including the Right to Development, Distr. GENERAL, A/HRC/10/8/Add.1, 16 February 2009
• Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi(CEDAW) 32. Oturum 10-28 Ocak 2005.
• “Türkiye'nin üç sorunu, “değerlendirmeler”, MİLLİYET / KONDA Araştırma Merkezi.
• “Gündelik yaşamda din, laiklik ve türban – 1”, MİLLİYET / Tarhan Erdem, http://www.milliyet.com.tr/2007/12/03/guncel/agun.html)
• Türkiye cinsiyet eşitliğinde sınıfta kaldı, 29.10.2009, http://www.euractiv.com.tr/abnin-gelecegi/article/turkiye-cinsiyet-esitliginde-sinifta-kaldi-007541
• World Economic Forum’s Global Gender Gap Index 2009, http://www.weforum.org/en/ Communities/Women%20Leaders%20and%20Gender%20Parity/GenderGapNetwork/index.htm
• http://www.unece.org/gender/documents/Beijing+15/Turkey.pdf
Raporun hazırlanmasındaki özel çabaları için Av. Fatma Benli’ye Teşekkürler
Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği