TACİZ VE TECAVÜZ ÜZERİNE KAVRAMSAL BİR DEĞİNİ
0
comment
644

kez okundu..

TACİZ VE TECAVÜZ ÜZERİNE KAVRAMSAL BİR DEĞİNİ
 
Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği
 
Cinsel taciz ve tecavüz üzerine söz söylemenin zorluğu sadece yaşanan olayların mahremiyetinden veya meselenin vahametinden kaynaklanmıyor. Konu üzerine söylenen/söylenebilecek sözün öncesinde bu iki mefhumu tanımlamanın zorluğu geliyor. Türkiye cinsel taciz ve tecavüze yaptırım uygulayan ülkeler arasındadır. Türk Ceza Kanunu’nun çeşitli maddelerinde taciz ve tecavüz konusundaki yaptırımlara yer verilmesine karşın hiçbir yazılı kanun maddesinde bu suçlara dair bir tanımlama yer almamakta. Tanımlamanın elzem olması da mücadele yöntemleri geliştirmeye çalıştığımız olguların öncelikle kendisine nüfuz etmenin gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.
 
Tecavüzün ne olduğu konusunda kafalar bir nebze daha net olarak gözüküyor. Herhangi bir alana yapılan tecavüz kabaca o alanın dışsal sınırlarının ihlal edilmesi olarak nitelenebilmektedir. Burada da kastedilen genellikle maddi bir sınır ihlalidir. Bedene tecavüz de bedenin sınırlarının kişinin rızası dâhilinde ihlal edilmesi olarak tanımlanabilir bu noktada. Bu tanımda da ortaya çıkan sorun bedenin her sınırının ihlal edildiğinde bunun tecavüz olarak algılanıp algılanamayacağıdır. Tedaviyi reddeden bir bireye kendi iyiliği gözetilerek yapılan enjeksiyon da geniş tanımı gereği tecavüz tanımlamasının içine girebilmektedir. Nihayetinde bu sayede beden sınırları maddi bir cismin bedene girmesi ile ihlal edilmektedir. Tecavüz olgusunu tanımlamanın bu krizi bedenin kullanımının kime ait olduğu sorusuyla ilintili olarak görülebilir.  Modernleşme ile birlikte bedenin kullanım iradesi salt kişinin kendi elindeymiş gibi görünmesine rağmen gerçekte böyle değildir. Böyle olmadığını bütün sağlık politikalarının, cezai işlemlerin ve ıslah mekanizmalarının bireylerin bedenleri üzerinden işletildiği ancak karar verme iradesinin devletin belirli kurumlarına ait olduğu gerçeği bizlere anlatmaktadır. Bu durumda neyin tecavüz olarak ele alınabileceği de cezai işlemi uygulama salahiyeti elinde olan kurumların kararlarına bağlanmış durumdadır.  
 
Bu noktayı akılda tutarak daha sorunlu bir olgu olan taciz olgusuna bakmakta yarar var. Tacizin temel tanımı “rahatsız etmek, tedirgin etmek” (Türk Dil Kurumu-TDK) olarak yer alıyor. Diğer pek çok tanıma da baktığımızda ırk, din, dil, cinsiyet ve kişisel özelliklerini hedef alarak bireyleri küçük düşürücü, güç kullanımı içeren veya içermeyen fiziksel, sözel, ya da ima yoluyla girişilmiş her türlü hareketin taciz olarak nitelenebileceğini görmekteyiz. Üstelik tacizin uygulanan tarafından taciz niyeti ile yapılmış olması da gerekmemekte, tacize uğrayanın kendini tacize uğramış hissetmesi yeterli olmaktadır. Fakat bu tanımların her birinde toplumsallığa denk düşen bir nokta bulunmaktadır. Toplumsallık dediğimiz durum da iki insanın karşılaştığı andan itibaren henüz konuşmadan, hiçbir fiziksel ya da sözel paylaşım içine girmeden birbirlerini gördükleri andan itibaren birbirleri üzerinde bir etki yarattığı durumdur. Bu tanımdan yola çıkarak her türlü hareketimizin, sözümüzün, bakışımızın, niyetimizden bağımsız olarak gösterdiğimiz her türlü etki ya da tepkinin karşı taraf açısından taciz olarak algılanması mümkün gözüküyor. Bu durumda taciz etmeden ya da tacize uğramadan mümkün olan bir toplumsallıktan söz edemeyiz fakat her birimiz de her an kendimizi taciz ediliyor hissetmiyorsak tanıma rağmen durumun biraz daha faklı olduğunu görmekteyiz. Bireyler olarak ne birbirimize sürekli taciz ya da tecavüz ederek yaşıyoruz ve ne de bu olaylardan tamamen arınmış yaşayabiliyoruz. Yarar ya da zarar yönünde sahip olduğumuz potansiyellerin hiçbirini tek taraflı olarak seçip ona göre bir hayat ya da toplumsallık kurmamız mümkün değil. Eğer bu iki yönü de potansiyel olarak içinde barındıran bir toplumsal gerçekliğin içinde yaşıyorsak bu durumda da var olan fakat zarar içeren potansiyellerle mücadeleye yönelmekten başka yol kalmıyor elimizde.
 
Geldiğimiz noktada tekrar zararı bertaraf etmek için beden üzerinde bir müdahaleye işaret ediyoruz. Bu konuda devlet mekanizmalarının ve farklı sivil toplum kesimlerinin hemfikir olduğunu görmekteyiz. Sorun bu müdahalenin kim ya da ne tarafından ve ne şiddette uygulanacağıdır. Özellikle taciz ve tecavüz konusunda bireyin kendi bedeni üzerindeki biricik ve tek otoritesine muhalefet eden her etkiyi taciz ve tecavüz olarak nitelemeye çalışan bir ortak söylemle karşı karşıyayız. Hâlbuki bedenin nihai sahibinin bireyin kendisi olduğunun modern bir yanılsama ya da söylemden ibaret olduğunu görüyoruz. Bunun işareti de beden üzerinde nihai söz hakkının kişinin elinden alınıp tıp ve hukuk otoriteleri nezdinde modern devletin eline verildiği bir sistem içinde tecavüzü ya da tacizi tanımlamanın zorluğu açıktır. Çünkü bu kurumlar bedenimizin sınırlarını ihlal etme hakkını toplumsal sözleşmelerle tanıdığımız ve bu hakkı kendi ellerimizle teslim ettiğimiz kurumlardır. Toplumsal sözleşmeyi doğal varsaydığımız sürece yapacağımız her bir taciz ve tecavüz tanımı atıl kalacaktır. Taciz ve tecavüz konusunda mücadele eden birimler beden üzerinde bir başkasının tasarrufta bulunma hakkı olmadığından yola çıkarken bu krizi aşamamaktadırlar.
 
Taciz ve tecavüz olgusu nereden gelirse gelsin ya da kimi hedef seçerse seçsin çok can yakıcı bir sorundur. Fakat yukarıda da işaret ettiğimiz üzere bu olguların tanımından itibaren çözüm yolları için mücadeleye ve yaptırım uygulanmasına kadar olan süreçte yer alan her bir birim meselenin kendisini sorgulamaktan uzaktadır. Bu durumda sadece bireylerin değil özellikle irademizi adaleti sağlaması için teslim ettiğimiz hukuk mekanizmalarının kişiler üzerindeki yetkiyi kötüye kullanıcı nitelikteki taciz ve tecavüze varan müdahalelerinde bireysel ve toplumsal olarak biraz daha yara almaktayız.

3/10/2011 tarihinde yazıldı..
Akder

Name
Comments
Kalan karatkter sayısı : 500
Submit my comment

 Home | Authors| Guest Book| Request Form | Contact 

 AKDER | Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği | www.ak-der.org | All Rights Reserved.
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması
 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.