2011’in Haziran ayındaki genel seçimler öncesi belki de en çok tartışılan kampanyalardan biri Meclisteki örtülü yasağa dikkat çekmeye çalışan kadınların kampanyasıydı: Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok!
İstanbul Basın Açıklamasından bir kare:

Ankara Basın Açıklamasından bir kare:

En başında meselenin aciliyetine ve kararlılığına dikkat çekmeye çalışan kampanya sloganı çok konuşuldu, çok eleştirildi. Fakat 2 Mayıs 1999 günü seçilerek geldiği halde Meclisten kaba kuvvetle uzaklaştırılan Merve Kavakçının ardından parti listeleri aracılığı ile zımnen kabul edilip milletvekillerine konan başörtüsü yasağının delinmesinin vakti çoktan gelmişti ve geçiyordu bile. 28 Şubat’ın izlerini silmeye azmetmiş hükümet çeşitli alanlarda hak ihlallerini gideriyor ve bu durum farklı siyasi gruplar tarafından bu defa tasdikle karşılanıyordu. Hatta 28 Şubat sürecinde yasakçı uygulamaları desteklemede başı çeken grup olan CHP’nin Genel Başkan Yardımcı Gürsel Tekin televizyon ekranlarından “başörtülü vekil olursa biz de zorluk çıkarmayız” şeklinde açıklama yapıyordu. Tam da böyle bir ortamda, seçim listeleri henüz şekillenirken başörtüsü yasağı karşıtı bir grup kadın İstanbul Taksim’de bir basın açıklaması ile kampanyayı basına duyurdu. Çağrıda şu cümleler yer alıyordu:
“Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da, “28 Şubat’ın artık esamesi okunmuyor, 28 Şubat bitmiştir” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Doğrudur, Türkiye sivilleşme yolunda önemli adımlar atmıştır, askeri vesayet endişesi azalmıştır ancak kamuoyu önünde başörtülü kadınlara sosyal ve siyasal hakları ve itibarları iade edilmedikçe 28 Şubat süreci bitmiş olmayacaktır. Bu sebeple, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı, 28 Şubat’ın son kalıntısı olan başörtüsü ayrımcılığına karşı çıkmaya ve AK Parti saflarında siyaset yapmak üzere başvuruda bulunan başörtülü kadın milletvekili aday adaylarına seçilebilecek sıralardan listelerde yer vermeye davet ediyoruz.
Her fırsatta meydanlarda başörtüsü sorununu çözeceğini beyan eden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Sayın Devlet Bahçeli’yi, Sayın Selahattin Demirtaş’ı, Sayın Numan Kurtulmuş’u , Sayın Mustafa Kamalak’ı, Sayın Yalçın Topçu’yu ve tüm siyasi parti liderlerini, bu sözlerinin taahhüdü olarak parti örgütlerindeki başörtülü milletvekili aday adaylarını listelerinde seçilebilecek sıralardan aday göstermeye çağırıyoruz.
Başörtülü kadınların aday adaylıklarını listelerin üst sıralarından adaylıklara çevirmeyen, temsiliyet haklarını talep etmek için bu seçim döneminde de beklemelerini salık veren tüm siyasi girişim ve partiler, bizlerin gözünde samimiyet ve güvenilirliklerini kaybetmiş olacaklardır. Geçen seçim dönemlerinde, sivilleşme ve demokratikleşme konusundaki öncelikli hassasiyetimiz sebebiyle kayıtsız şartsız desteklediğimiz tüm siyasi partilere, bu seçim döneminde bir şart koşuyor ve uyarıyoruz: Başörtülü aday yoksa oy da yok!”

Başörtülü Vekil İstiyoruz İnisiyatifi grubundan seçime giren tüm gruplara yapılan bu açık davete ilk cevap başörtüsü yasaklarını çözeceği umutlarını ardına alarak üçüncü dönem tek başına iktidar olmaya hazırlanan Ak Parti başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi: Kampanyayı yakışıksız buluyorum. Ardından Ak Parti grubuna yakınlıkları ile bilinen ya da bizzat organik bağı olan çeşitli kalemlerde kampanyaya yönelik ağır ithamlar ve karalamalar gelmeye başladı. Kimi kampanyayı derin devlet organizasyonu olarak sunup “bu işte Ergenekon örgütünün parmağı var” derken, kimisi de “neyinize güvenip AKP’ye karşı kampanya yapıyorsunuz” diyerek kampanyanın yürüttüğü hak mücadelesini görmezden gelip meseleyi salt Ak Parti oylarını bölmek için yapılan bir girişime indirgiyordu. Üstelik tüm bu itham ve iftiralar yıllardır başörtüsü yasağına karşı olduğunu belirten kalemlerden geliyordu. Kampanyanın imzacıları bu ithamlara karşı sessiz kalmadı. Buluşan Kadınlar’dan Mecburi Cevap başlığı ile bir not yayınlandı kampanya sayfasından. Cevapta şu cümleler yer almaktaydı: Yıllardır Kemalistler başta olmak üzere türlü vesilelerle hedef tahtasına konmaya alışmış başörtülü kadınlar olarak tüm statükoculara sesleniyor ve diyoruz ki: Hangi kesimden olursa olsun “Bu kadın(lar)a haddini bildirin” diyenlere kulaklarımız kapalı. “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyası dâhil olmak üzere bu ülkede yaşanan zulümlerin sona ermesi için yaptığımız bütün kampanyaların arkasındayız. Evet, artık ‘had’dimizi aşıp HAKLARIMIZI ALMAK niyetindeyiz. Günahı boynumuza. İmza: İftiralara Karşı “Buluşan Kadınlar”
Kampanya süresince ve sonrasında itham ve iftira dolu eleştirilerin ardı arkası kesilmedi. Ancak destekleyenler de az değildi. Bireysel olarak destek verenlerin yanında çeşitli köşe yazarları kampanyayı övgüyle köşelerine taşıdılar. Konjonktürü değil hak ve hürriyetleri merkezine taşımış çeşitli sivil toplum örgütlerinden de destek gelmekteydi. Fiili ve sözlü desteklerini yanında yazılı mesajlarını da kampanyaya ulaştırıp kampanya sayfasında yer alan örgütler arasında Uluslar arası Af Örgütü, İHH İnsani Yardım Vakfı, İlke İlim Kültür ve Dayanışma Derneği, Hazar Derneği, Asitane Derneği, Mazlumder, AKDER ve Başkent Kadın Platformu’nu sayabiliriz. Desteklerdeki ortak hissiyat başörtüsü yasaklarının kaldırılması için önemli ve gecikmiş bir adım olarak başörtülü siyasetçilerin mecliste hak ettikleri yeri artık almalarının vaktinin geldiğini söylüyordu. Sonunda parti listeleri bir bir açıklanmaya başlandı. Sonuç hiç şaşırtıcı değildi: Kadın seçmen kitlesinin %80-90lara varan kısmının başörtülü kadınlardan oluştuğu BDP, çarşaflı kadınlara rozet takarak açılım yapan CHP, her fırsatta meydanlarda başörtüsü sorunu çözme sözü veren MHP ve tabii parti teşkilatları temayül yoklamasında açık ara birinci olarak aday adaylıklarını genel merkeze gönderen başörtülü kadınların grubu AKP listelerinde ya da destekledikleri adaylar arasında tek bir başörtülü adaya yer vermemişlerdi. Grubundaki başörtülü kadınlara liste yolunu açan iki partiden biri son iki dönemdir meclis dışında kalan Saadet Partisi, diğeri ise Saadet grubundan ayrılarak yeni kurulmuş olan Has Parti oldu.
28 Şubatın karanlık günlerinde bir avuç insan da kalsa hak talebinden geri adım atılmayacağını öğrenen çoğu başörtüsü mağduru İnisiyatif mensupları bu sonucu da değerlendiren ve kampanyalarında ısrar ettiklerini söyleyen bir açıklama yayınladılar. Açıklamada ““Başörtülü Milletvekili İstiyoruz” İnisiyatifi olarak yeni anayasayı yapacak mecliste başörtülü vekil(ler) olması hususundaki toplumsal duyarlılığı ve çoğulcu desteği göstermek amacıyla elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Kampanya metnimizde beyan ettiğimiz gibi seçilecek yerlerden başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyeceğiz.” ifadeleri yer aldı.
Milletin meclisindeki örtülü yasağı kırmayı hedefleyen kampanyanın belki de en büyük başarısı “başörtülü vekil” kavramını seçim tartışmalarına en üst perdeden eklemiş olmasıydı.

Anti demokratik siyasi parti listelerinde kendilerine zorlukla yer bulan kadınların içinde başörtülü kadınlar iki defa ayrımcılığa uğramış ve seçilme hakkı topyekûn elinden alınmış bir kadın grubunu nitelemekteydi. Ne Başbakanın “yakışıksız” nitelemesi ve ne de karalama kampanyalarının “beyaz casus, Ergenekoncu, aklı bir karış havada, kandırılmış” iftira ve ithamları kadınların haklı talebini tartışma dışı bırakamadı. Bu konuda fikir bildiren çeşitli görüş ve aidiyetlerden vicdanlı isimler bu talebin geç bile kalmış bir hak talebi olduğunu teslim etmekteydi. Gazeteci Ruşen Çakır “Başörtülü milletvekili için geç bile kaldık” başlıklı yazısını kaleme alırken, Uluslar arası Af Örgütü’nden Recep Kavuş “Kadınların giyim tercihlerinden dolayı haklarının kısıtlanması ve bu tür gerekçelerden dolayı ayırımcılığa uğramaları kabul edilmez. İfade ve inanç özgürlüğü önündeki engeller biran önce kaldırılmalıdır” sözleri ile kampanyaya desteklerini belirtiyordu.
Başörtülü kadınların seçilme haklarının siyasi partilerin el birliği ile gasp edildiği bir seçim dönemi daha böylece gelip geçti. Listelerinde başörtülü kadınlara yer veren Saadet ve Halkın Sesi Partileri %10 barajının altında kaldı. TBMM’de kadın milletvekili oranı %8,8’den %14’e yükseldi. 472 erkek ve 78 kadın milletvekili seçildi. Başörtülü kadınlar yine meclis dışında kaldı. Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok kampanyası kimin hükümet olduğuna bakmaksızın başörtüsü yasağı sorununun aşılması için ses yükseltmenin gerekliliğini ortaya koyarak nihayetlenmiş oldu.
Son Söz Yerine
Tarihte şahit olduğumuz hiçbir hak mücadelesi sessizlik içinde bekleyerek başarıya ulaşmamıştır. Sadece meşru hak taleplerinin seslerinin duyulmak istenmediği ya da tam tersine daha çok duyulur olduğu zamanlar olmuştur. 2011 milletvekili seçimleriyle birlikte başörtüsü yasaklarının kalkması için seslerin daha bir duyulur olduğu, taleplerin yükseltildiği bir zaman diliminden geçtik. 28 Şubat döneminde kendisini başörtüsü karşıtı cephe olarak gören siyasi partiler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları başörtülü kadınların seçilme haklarını destekleyen ya da en azından köstek olmayacaklarını belirten açıklamalar yaptılar ardı ardına. Kampanyamız böyle bir ortamda sesine ses katarak büyüdü, seçim gündeminin en çok konuşulan konularından biri olarak gündeme yerleşti. Böylece daha da duyulur olan sesimizin değişimin tellerini titrettiğini gördük. Kampanyamızı ortasından baltalamaya çalışarak çeşitli gayri ahlaki iftiralar atanlar, “şimdi zamanı değil, susun” diyenler ya da “oy verin başka ihsan istemez” diyenler ise değişimin rüzgârına set çekip statükonun yanında yer aldılar. Bu defa başörtüsü karşıtı cephe kendileri oldular. Sanırım mücadele kavramının doğasında bu var; zalim ile mazlum öyle dinamik kimlikler ki kişi her an bunlardan biri iken diğeri olabiliyor, öncesinde kendi kınadığını sonrasında işleyebiliyor. Kampanyamız üzerinden başörtülü kadınları aşağılayanlar, çirkin yakıştırmalar ortaya atanlar ve onlara yakın durmak adına kampanyayı desteklemeyenler bu defa yasakçı statükonun bekçiliğini devraldılar. Kimlikleri, geçmişleri, makam-mevkileri ne olursa olsun tarih onları aynen böyle yazacak.
(Kampanya metnine, ilgili açıklama ve yorumlara ulaşmak için http://basortuluadayyoksaoydayok.wordpress.com adresini ziyaret edebilirsiniz.)
Neslihan Akbulut Arikan
NOT: Yazı AKDER Bülten 14. sayısından alınmıştır.