1997 yılının 28 Şubat günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonra uygulamaya konulan ve kısaca 28 Şubat kararları olarak bilinen uygulamanın üzerinden 13 yıl geçti. 18 maddeden oluşan 28 Şubat kararları Türkiye’de İslami hayat tarzının görünür kılındığı pratikler üzerinde temel insan haklarını da daraltacak hatta yok sayacak ölçüde ciddi kısıtlamalar ve yasaklar getirdi. Bu yasakların en görünür olanı ise başörtüsü yasakları oldu. 13 yıldır Türkiye’de önce devlet daireleri ve eğitim kurumlarında başlayan yasaklar sonrasında özel sektöre ve toplumun çeşitli kesimlerine doğru genişledi. Bugünden geçmişe baktığımızda şimdi daha net ifadelerle belirtildiği üzere 28 Şubat süreci post-modern de dense bir darbe süreciydi.
Türkiye 28 Şubat 1997’den 13 yıl sonra bugün geçmiş darbeler ve darbe girişimleri ile hesaplaşma iradesini ortaya koymaya başladı. Bu yeni süreçte 28 Şubat uygulamalarından biri olan ve EMASYA protokolü olarak bilinen, askerin polisin yetki alanı olan toplumsal olaylara müdahalesinin önünü açan protokol kaldırıldı. EMASYA protokolünün kaldırılması için TBMM’de görüşüldüğü sırada çeşitli beyanatlar veren gazeteci ve siyasiler EMASYA’nın 28 Şubat darbesinin son tortusu olduğunu bu protokol kaldırıldığı takdirde 28 Şubat’ın bitmiş olacağını belirttiler. Halbuki 13 yıl boyunca başta kitlesel gösterilerle devamında bireysel direnişlerle toplumun geniş kesimlerini ve özellikle kadınları mağdur eden, haklarını gasp ettiren bir 28 Şubat uygulaması olarak başörtüsü yasakları halen dimdik ayaktadır. Başörtüsü yasakları toplumda bir mağdur kitlesi daha oluşturmuştur ancak başörtüsü sorunu Türkiye’deki diğer etnik, dini, sosyal, siyasal çeşitli mağduriyet grupları oluşturan hak ihlallerinden farklı olarak bir darbe uygulaması ve darbe sürecinin oluşturduğu toplumda taban bulamamış bir sorundur. Darbelerle hesaplaşılan bir süreçte 28 Şubat’ın köşe taşlarından biri olan başörtüsü yasaklarını yeniden görünür kılmak üzere AKDER olarak aşağıdaki imza metni ile taleplerimizi topluma ve hükümete bir defa daha ilan etmek ve burada bu hak ihlalinin takipçileri olduğumuzu tekrar bu defa bir metinle duyurmak için bir kampanya başlattık. Kampanyamızın metni şöyleydi:
28 Şubat 1997’de sivil siyasete inen darbe ile başını örten kadınlara devletin alanı olarak ilan edilen kamusal alanın kapıları sımsıkı kapatıldı. Bir sürek avı ile bu kadınların askeriyede, bürokraside ya da herhangi bir resmi karar makamında olan aile fertleri tespit edilip türlü şekilde cezalandırıldı. Başörtüsü yasağını hukuk dışı bir uygulama olarak gören hâkimler, savcılar sürgün edildi ya da görevlerinden ihraç edildi. Sadece başa örtülen örtüyü değil, onun yerine ikame edilen şapkaları ve ideolojik olduğu iddia edilen perukları dahi yasaklayan uygulama doğrudan başları örtülü kadınları, dolaylı olarak da onların aile üyelerini ve toplumu hedef aldı. Ayrımcılığa maruz kalan pek çok kesime başlarını örten kadınlar da eklendi.
1997’nin üzerinden 13 yıl geçti…
Üniversitelerde öğrenciler ve devlet dairelerinde memurlar üzerinden devlet eliyle uygulanmaya başlanan yasak 13 yıl içinde toplumsal her alana nüfuz etti. Bugün artık başları örtülü kadınlar kendi ilçelerindeki belediyelerin meclislerine dahi kabul edilmiyorlar. Ülke çapında temsiliyet hakkı şöyle dursun, sokaklarındaki çöp sorunu üzerine bile söz söyleyemeyecek hale getirildiler. Türkiye, kadınlarının 1934 yılında seçimlere katılma hakkına sahip olduğuyla övünen bir ülke. Buna rağmen ülkedeki kadın nüfusunun %62’sini oluşturan başları örtülü kadınlar bugün 2010 yılında seçilme hakkından tamamen mahrum bırakılıyorlar. Özgür olduğu iddia edilen seçimlerin hiçbir aşamasında görev alamıyorlar, sandık gözetmeni dahi olamıyorlar. Üniversite eğitimi almak bir yana, devletin dikiş-nakış kursunda dahi başlarını açmaya zorlanıyorlar. Yasağı uygulamayı kendine vazife edinen kişilerin kraldan çok kralcı tutumuyla, mahkemelerden, belediye binalarından, lokantalardan, otellerden, misafirhanelerden, apartman yönetiminden ve hatta herhangi bir çay bahçesinden dahi başları örtülü olduğu gerekçesi ile dışarı çıkartılabiliyorlar, girişleri engellenebiliyor. Bu ayrımcı uygulamaları şikâyet edecekleri, haklarını talep edecekleri resmi makamların kapıları da aynı yasak sebebiyle kapalı...
Türkiye tarihindeki darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat post-modern darbesinin son tortusu olan EMASYA protokolü kaldırıldı. Fakat 28 Şubat’ın temel taşlarından olan “başörtü yasağı” hala orta yerde duruyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, “28 Şubat’ın etkisi 1000 yıl sürecek” demişti.
13 yıl gitti, geriye 987 yıl kaldı...
987 yıl boyunca bu ayrımcılığın sona ermesini ve adaletin sağlanmasını beklemek yerine, adalet talebimizi bugün, şimdi, burada, ertelemeden ve başka herhangi bir sorunun çözülmesine tahvil etmeden dile getiriyoruz. 28 Şubat’ın en koyu tortusu, halen başlarını örtmeyi seçen kadınların üzerindedir. Bu karabasana dönen tortunun 1000 yıl sürmemesi için, başörtüsüyle ilgili bütün yasaklar kaldırılmalıdır.
Aşağıda imzası bulunan kurum ve kişiler olarak bizler darbeler tarihi ile yüzleşme inisiyatifinin toplumun çeşitli kesimleri tarafından ortaya konduğu ve darbe planlayanların yargılandığı bu süreçte 28 Şubat’ın temel taşı olan bu vahim yasağın ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz. Bizler “bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gasp edilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz” diyen herkesi bu vahim yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’sız bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Zira yarın “denedik ama olmadı” sözünün mağdurlar indinde hiçbir değeri olmayacaktır.
Başörtülü kadınların sabırla yaşayacağı 987 yılı daha yok!
Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER)
Yukarıdaki imza metni 8 Mart 2010’da Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 20bin bireysel imza ve 108 kurumsal destek ile birlikte bir dosya halinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a elden iletildi. İmzacılar arasında yer alan akademisyen, sanatçı, hukukçu, insan hakları aktivisti ve yazarlardan bazılarının isimleri, Prof.Dr. Murat Belge, Ali Bayramoğlu, Sezen Aksu, Alper Görmüş, Prof.Dr. Ahmet İnsel, Prof.Dr. Baskın Oran, Prof.Dr. Fuat Keyman, Prof.Dr. Halil Berktay, Zeynep Tanbay, Gülten Kaya, Fermani Altun, Teoman, Abdurrahman Kurt, Hüseyin Ergün, Altan Tan, Sevan Nişanyan, Av. Ergin Cinmen, Prof.Dr. Nüket Sirman, Prof.Dr. Arus Yumul, Merve Kavakçı, Mihail Vasiliadis, Prof.Dr. Fatmagül Berktay, Prof.Dr. Erol Katırcıoğlu, Doğan Tarkan, Esmeray, Fatma Bostan Ünsal, Etyen Mahçupyan, Kutluğ Ataman, Ayşe Böhürler, Ayşe Hür, Cafer Solgun, Cihan Aktaş, Roni Marguiles, Nuray Mert, Oral Çalışlar, Orhan Miroğlu, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Cüneyt Ülsever, Doç.Dr. Bekir Berat Özipek, Doç.Dr. Levent Korkut, Doç.Dr. Mualla Kavuncu, Doç.Dr. Sevgi Kurtulmuş, Doç.Dr. Zeynep Direk, Hidayet Tuksal, İbrahim Karagül, İhsan Eliaçık, Leman Yurtsever, Leyla İpekçi, Markar Esayan, Mehmet Atak, Prof.Dr. Mehmet Altan, Mehmet Atlı, Mustafa Akyol, Nagehan Alçı, Akif Emre, Nabi Yağcı, Nazlı Ilıcak, Nazmiye Yılmaz, Necla Koytak, Prof.Dr. Hüseyin Hatemi, Prof.Dr. İlhami Güler, Prof.Dr. İhsan Dağı, Prof.Dr. Levent Köker, Prof.Dr. Melek Göregenli, Prof.Dr. Mithat Sancar, Prof.Dr. Numan Kurtulmuş, Prof.Dr. Vahap Coşkun, Prof.Dr. Yasin Aktay, Prof.Dr. Yavuz Atar, Rasim Ozan Kütahyalı, Selim Temo, Şenol Karakaş, Sırrı Süreyya Önder, Sibel Eraslan, Yıldız Ramazanoğlu, Ufuk Uras, Yılmaz Ensaroğlu, Yrd. Doç.Dr. Mesut Yeğen, Abdurrahman Dilipak, Rober Koptaş, Zozan Özgökçe, Av. Sedat Yurttaş, Sebahat Tuncel ve Vedat Aydın.
Hiçbir insan hakkı ihlalinde öne koşulamayacak bir şart olarak “toplumsal mutabakat” şartı başörtüsü yasağı söz konusu olduğunda dillendirilir olmaktaydı. Yukarıda belirtilen çeşitli siyasal, sosyal, dini ve etnik gruplardan oluşan binlerce bireysel ve kurumsal imza ile aslında Türkiye’de halkın çeşitli kesimleri nezdinde başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda oluşmuş olan toplumsal mutabakatın küçük bir örneği sergilenmiş oldu. Yukarıdaki metnin başörtüsü yasağı mücadelesine belki de en büyük katkısı bugün gelinen noktayı gözler önüne sermesi oldu.
Neslihan Akbulut Arikan